UZUNKÖPRÜ

 

Uzunköprü, Türkiye’nin küçücük bir parçası…

Uzunköprü’de yaşayan insanlar, 55 milyonluk nüfusun 35.000’lik küçük bir topluluğu…

Bu toprak bu ülkenin bir parça bereketi…

Bu topluluk bu ülke insanının küçük boyutlu bir aynasıdır.

Bereket tozlu kasalarda, bereket rutubetli depolarda, bereket “bilmem nerelerde!”

Duyarsızlıklarımıza yeni duyasızlıkları sürgün verirken, küçük boyutlu ayna tozlanmakta…

Giderek daha yoğun tozlanan ayna siyah bir boşluk yaratmaktadır. Dikkatlice bakıldığında bu siyah boşluğun içinden sırıtacak olan acı gerçek, böylesine küçük bir insan topluluğunun, en önemli konularda dahi, sosyal dayanışmayı bir türlü oluşturamadığı gerçeğidir.

Örnek mi?..

Örnekten bol ne var ki?

İşte hastane sorunu…

Aylar önce başlatılan yüz yataklı, “Uzunköprü ve uzunköprülülere yaraşır hastane” kampanyası…

Hala bir ses seda yok..

İşte kaybolan kültürel değerler…

İşte yamalı başlı gibi sırıtan çirkinlikler…

Onlarca örneğin sadece birkaçı…

İşte bu sorunların çözümlenmesi için olması gereken sosyal dayanışma nerede?

Böylesine sorunlar, böylesine bir topluluğun, “parmağım gözüne…” yaşamasıyla çözümlenmiyor.

Uzunköprü’yü sahiplenmesi gerekenler başkaları değil, Uzunköprülülerdir.

Uzunköprü burada…

Uzunköprülülerde…

Ortada olmayan, yaşanılası Uzunköprü, yaşanılası uzunköprü’yü yaratacak olan bir başkası değil, Uzunköprülülerdir.

Her konuda birlik ve beraberliği sağlayacak Uzunköprülüler…        (Nazmi Metin-Ocak 1989-Ses gazetesi)

(Bu Köşe yazısı, “Bu Ses’e kulak verin” başlığıyla yayımlanacak kitabımdan alınmıştır.)