HOŞGELDİNİZ KAYMAKAM BEY!

 

            Hoşgeldiniz kaymakam bey…

Afiyet, sıhhat sizinle olsun efendim…

Uzunköprümüzü nasıl buldunuz?..

Sivrisineğimiz kargamız!..

Çerimiz çöpümüz!..

Sazımız sözümüz boldur.

Ama bunun yanında kervan yükü sorunumuz da vardır.

                Örneğin şu başımızın belası köprümüz çökmedi bir türlü canına yandığım!..

Ah bir çökse, çok rahat edeceğiz inanın!..

Bir de şu ek hastanemiz… Hani yer kıtlığından kaymaya elverişli toprak parçası üzerine oturtuverdiğimiz, ölmez sağ kalırsak eğer, gelecekte sağlığımızın teminatı ek hastane!… Bitirilmesi için yüz kez ödenek sözü aldık ama, verilen sözlerin gerçekleşmesini beklerken muma döndük.

***

                Biz de hep böyledir, kaymakam bey!..

                İşe kıra döke başlar… Sarpa sarınca da, yerel siyasetçilerimiz en önde kıvırta kıvırta kaçarak kayıplara karışırız…

Biz kaçarken bürokratım, müdürüm ne yapsın… O da “arada kalan gider” kaygısıyla bakakalır.

N’parsınız, bizimkiler böyle işte!..

Ehh, sizlerden n’aber?..

Bizimki n’olsun işte, “adımız basın, konu ve duyarsız ilgili bolluğunda kendi kendine kaşın!” öylesine yaşayıp gidiyoruz!..

Haa, bilmem haberiniz var mı?..

Gazetemiz 31 yaşına bastı!..

Uzunköprü’de günlük yayımlanıyoruz…

Bir de, haftalık kardeş getiridik kendisine!..

Hani, son yıllarda, “ekonomin kadar konuş!” diye bir söz uçurulur oldu ülkemizde ya… bi de ilçe ekonomisi için çıkardık o sarı sayfalı ilaveyi.

***

                Ben bizim memlekette bir tek köprümüzün uzun olduğunu bilirdim ama, sizin gelişinizle kaymakamlık hizmeti ile basın hizmetinin arasının oldukça uzun olduğunu öğrenmiş oldum.

Yalnız bu uzunluğun nereden kaynaklandığını merak ediyorum…

Gazeteci merakı işte, ne yaparsınız.

(Nazmi Metin-05 Ekim 1998-Adalet gazetesi)

 

 (Bu Köşe yazısı, “Bu Ses’e kulak verin” başlığıyla yayımlanacak kitabımdan alınmıştır.)