ÇİMENTO OLAYI, DÜĞÜM DÜĞÜM KÖRDÜĞÜM

İşte rakamlar… İşte gerçekler… İşte sorunun boyutu.

Gazeteniz Uzunköprü Ses bu sorunun çeyrek boyutunu veriyor, vermeye çabalıyor. Çabası korkunç sonuçlara gebe çimento olayını  Uzunköprü cephesinden seslenerek, ülkemizin gündemine çözüm sürmek.

SORUNUN BAŞLANGICI:

            Çimento hammadesi olarak kullanılan Klinger, Pınarhisar Çimento Fabrikası’nın tezgahlarından 03-17 Ekim tarihlerinde, inşaat sektörünün Trakya kanadına darbe unsuru olarak çıkıyordu…

Takvim yaprakları 11 kasım 1988’i gösterirken, Aydınlar Yapı Kooperatifi’nin yeni yapılarından biri kalıpların sökülmesinin ardından gürültüyle çöküyordu. Haberi alan mühendis donup kalırken, kooperatif yöneticileri mühendisi, “malzemeden çalmakla!” suçluyorlardı. Mühendis ise böyle bir şeyin kesinlikle olmadığını, malzemenin yeterli kullanıldığını söyleyip, “yemin billah!” ederken, kooperatif yöneticileri, “mahkeme yoluna” başvuracaklarını söylüyorlar ve mühendise, “madem malzeme tam kullanıldı, öyleyse bina neden çöktü?” diye soruyorlar. Ve avuçlarına aldıkları bir parça betonu hafif bir sıkmayla toz halinde akıp gitmesini gösteriyorlardı.

Öyle ya, malzeme yeterli kullanıldıysa, birkaç dakika içinde bir moloz yığınına dönüşen binanın bu durumu nasıl açıklanabilirdi?..

Bu açıklama birkaç gün içinde Lüleburgaz ve Edirne’den geliyordu.

Bir süre önce Lüleburgaz’da inşaat halinde birkaç bina kalıplarının sökülmesinin ardından çökmüş, bu çökme olayının arkasından Pınarhisar Çimento Fabrikası’na başvuran firma sahibi, zararının karşılığı ödenince sorunu dallandırmamıştı.

Edirne’de de çökme olayları tekrarlanıyordu…

Pınarhisar Çimento Fabrikası’nın uzmanları, Trakya’ya yayılmış olayı basına sızdırmadan boğmaya çalışırlarken, yaptıkları yapılar daha inşaa halindeyken çöken inşaat firmaları, son çökme olayının meydana geldiği Uzunköprü’de bir toplantı düzenleyerek, kamu oyunda firmaları hakkında oluşan şüpheleri dağıtıp temize çıkmak için Pınarhisar Çimento Fabrikası’nı dava etme kararı alıyorlardı.

Bu toplantının ardından, Edirne Valisi’nin ve fabrika uzmanlarının katılmasıyla gerçekleşen Edirne toplantısı, sorunun gazete manşetlerine sıçraması, Pınarhisar Çimento Fabrikası’nın hatayı kabullenmesini gerektirmişti. Kabullenmenin ardından gelen, bu hatadan fabrika müdürünün deyimiyle, “Ayıplı Çimento”dan kaynaklanan zararın ödenmesiydi.

İşte, çimento olayında yaşanan 88 Sonbaharı…

Şimdi ise, gündemde olan bu olayın kışı…

Karlı inşaat sahalarında yaşanan olayın kışı, Pınarhisar Çimento’nun düğüme düğüm eklemesiyle, inşaat sahiplerini donduruyor…

“Ayıplı Çimento”dan yapılan binalar kalıplarına sarınmış, “yıkıldı, yıkılacak!” gibi beklerken, inşaat sahipleri Pınarhisar Çimento’nun soruna adaletli yaklaşmasını beklerken, inşaatların gerçek sahipleri de evlerine kavuşacakları günü kavuşacakları günü beklerken, son sözü söyleyecek olan “Heyet” beklenirken, şu sorunu bir sorgulayalım dedik ve telefonla Pınarhisar Çimentor’ya seslendik.

Tarih, 09.01.1989 önce fabrika müdürünü aradık. “Yok! İstanbul’a gitti!” dediler… “Görüşebileceğimiz birisi yok mu?” dedik, heyetten birisini bağladılar.

“Uzunköprü’ye ne zaman geleceksiniz?” diye sorduk, “Bir tarih veremeyiz, en iyisi siz fabrika müdür yardımcısına bağlasınlar” dedi, ve telefonda ses kesildi.

“Alooo” diye seslendik… Sesimiz fabrika yönetiminin sessizliğine çarparak kırıldı.

 

İşte olayın Uzunköprü boyutu:

Aydınlar Yapı Koop…………………………….240 m3

Aytinler………………………………………………200 m3

Niyazi Atasayar…………………………………..120 m3

Dirikayalar (şoförü)……………………………..120 m3

Resul Bakır…………………………………………240 m3

İlyas Aydın…………………………………………..80 m3

Rahmi Yamanlar…………………………………..80 m3

Sağlıkçılar Koop. Blokları vs… vs….

Aşağı yukarı 1500-2000 m3 ve kullanılan binlerce torba çimento.

Zarar ziyan tespiti yapılan inşaat sahipleri, “tespitin baştan savmalığından ve ödeme biçiminden” yakınırken, tespiti yapılmayanlar, tespit heyetini bekleyerek “geçen zamana” yanarken, Uzunköprü Belediyesi’nin 45 ton “Ayıplı Çimento”su sahneye çıkıyordu.

Belediye Başkanı İbrahim Üzrek konuşuyor ve:

“Bu 45 ton çimentoyu bordür ve beton parkelerde kullandık, berbat bir şey çıktı ortaya. Müracatımızı yaptık, dendi ki; ‘sonuç böyle böyle… getirin yerine tekrar çimento verelim.’ Olacak iş mi bu? Ben kamyona yükleyeceğim, fabrikaya götüreceğim, olmaz öyle şey!.. gelsinler efendim, görsünler zararı ödesinler. Eğer bunun  aksi olursa dava açarız” diye konuşuyordu.

(Nazmi Metin-Ocak 1989-Ses Gazetesi)

(Bu Köşe yazısı, “Bu Ses’e kulak verin” başlığıyla yayımlanacak kitabımdan alınmıştır.)