GDO’lu Ürünlerin önü açıldı.. Biyogüvenlik Kurulu Kaldırıldı

 

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli Temsilcisi Sema KOPAL, biyoteknolojik tarım ve gıda ürünlerinin denetimini üstlenen Biyogüvenlik Kurulu 703 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kaldırıldığını iddia etti.

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli Temsilcisi Sema KOPAL tarafından yapılan açıklamada “Önemle belirtmek gerekir ki, Biyogüvenlik Kurulu bir GDO başvurusunu değerlendirip kabul veya ret edecek, izleme raporlarına göre iznin iptaline ilişkin karar verebilecek tek kuruldur. Ürünlerin toplanmasına, yasaklanmasına, imhasına Tarım ve Orman Bakanlığı ile birlikte yetkilidir. Kurulun ortadan kaldırılmasıyla yukarıda adı geçen komiteler ve bu komitelerin halk sağlığı, çevre ve biyoçeşitliliğin korunması amacıyla yaptığı önemli görevler de ortadan kaldırılmış oldu.” dedi.

 

İşte o basın açıklaması;

Biyogüvenlik Kurulu kaldırıldı, GDO’lu ürünlerin önü açıldı

 

2010 yılında kabul edilen 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu gereğince kurulan ve biyoteknolojik tarım ve gıda ürünlerinin denetimini üstlenen Biyogüvenlik Kurulu 703 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kaldırıldı Özellikle Genetiği Değiştirilmiş Mikroorganizma (GDO) tartışmalarında sıkça gündeme gelen Kurul’un yetkileri Tarım ve Orman Bakanlığı’na devredildi.

 

Biyogüvenlik nedir?

Biyogüvenlik, modern biyoteknoloji uygulama tekniklerini ve modern biyoteknoloji ürünlerinin insan ve hayvan sağlığı ile çevre üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilerin belirlenmesini ve belirlenen risklerin oluşma olasılığının ortadan kaldırılmasını ya da risklerin ortaya çıkması durumunda oluşacak zararların kontrol altında tutulması için alınacak önlemleri kapsamaktadır.

Biyogüvenlik, 5977 sayılı yasada;

“İnsan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliği korumak için GDO ve ürünleri ile ilgili faaliyetlerin güvenli bir şekilde yapılması” olarak tarif edilmiştir.

Biyogüvenlik Kurulu

Dünyada Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) yaygın olarak üretilmesi; insan, hayvan ve bitki sağlığını olumsuz etkileme, biyolojik çeşitliliği tehdit etme, çevrenin ekolojik dengesinin ve ekosistemin bozulmasına neden olma tehlikelerini de beraberinde getirdi. Bu tehlikeleri önlemek ve kontrol altında tutabilmek için çeşitli ülkelerde kimi göstermelik de olsa tedbirler alınmaya başlandı. Ülkemizde de GDO’ların yukarıda belirttiğimiz tehlikelerini kontrol altında tutmak amacıyla 2010 yılında Biyogüvenlik Kanunu çıkarıldı. Kanunla birlikte de Biyogüvenlik Kurulu oluşturuldu.

Türkiye’deki GDO faaliyetleri ile GDO ve ürünleri ile ilgili yapılan başvuruların değerlendirilmesi ve yasa ile verilmiş diğer görevlerin yerine getirilmesi görevi 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu ile Biyogüvenlik Kurulu’na verilmiştir. Yasanın 12’nci maddesinde de belirtildiği gibi Kurul görevini yaparken bağımsızdır. Hiçbir organ, makam, merci ve kişi Kurula emir ve talimat veremez.

Biyogüvenlik Kurulu, GDO başvurularını değerlendirmek için bilimsel komiteler oluşturup (11’er kişilik) bu komitelerin raporları üzerine başvurunun kabul edilip edilmeyeceğine karar vermektedir. Bu bilimsel komiteleri oluşturacak uzmanları da Kurul oluşturduğu uzman havuzundan seçmektedir.

Uzmanlardan oluşturulan komitelerin görevleri ise Kanun’da şöyle belirlenmiştir:

“Etik Komitesi

“GDO ve ürünlerinin çevreye serbest bırakılması ve kullanılmasının tüketiciler, kullanıcılar ve çiftçilerin etik değerleri üzerinde muhtemel etkilerinin ve sonuçlarının belirlenmesi amacıyla Kurul tarafından gerekli görüldüğü hâllerde 11 kişiden oluşturulan bilimsel komitedir

“Sosyo – Ekonomik Değerlendirme Komitesi

“Başvuru hakkında karar verilmeden önce değerlendirilmek üzere, GDO ve ürünlerinin çevreye serbest bırakılması ve kullanılması sürecinde biyolojik çeşitlilik ve kullanıcıları ile çiftçiler üzerindeki etkilerinden kaynaklanacak sosyo-ekonomik bedelleri belirlemek üzere bilimsel esaslara dayanarak yapılan tüm çalışmaların belirlenmesi amacıyla Kurul tarafından 11 kişiden oluşturulan bilimsel komitedir.

“Risk Değerlendirme Komitesi

“GDO ve ürünlerinin, genetik değişiklikten dolayı, insan, hayvan ve bitki sağlığı, biyolojik çeşitlilik ve çevre üzerinde sebep olabileceği risklerin ve risk kaynağının test, analiz, deneme gibi bilimsel yöntemlerle tanımlanması, niteliklerinin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve risk unsurlarının belirlenmesi amacıyla Kurul tarafından 11 kişiden oluşturulan bilimsel komitedir.”

Önemle belirtmek gerekir ki, Biyogüvenlik Kurulu bir GDO başvurusunu değerlendirip kabul veya ret edecek, izleme raporlarına göre iznin iptaline ilişkin karar verebilecek tek kuruldur.

Ürünlerin toplanmasına, yasaklanmasına, imhasına Tarım ve Orman Bakanlığı ile birlikte yetkilidir.

Kurulun ortadan kaldırılmasıyla yukarıda adı geçen komiteler ve bu komitelerin halk sağlığı, çevre ve biyoçeşitliliğin korunması amacıyla yaptığı önemli görevler de ortadan kaldırılmış oldu. Biyogüvenlik Kurulunun işleyişinde bir takım eksiklikler olmasına ragmen, Kurula yapılan başvurular ve ülkemize giren GDO’lu ürünler hakkında alınan kararlar kamuoyuna yansımaktaydı. GDO’lu ürünlere karşı bir erken uyarı sistemi niteliğinde olan  Kurul açıklamaları,  tüketci tercihlerini doğrudan etkilemekteydi.

Kanunda Kurulun işleyişi şu şekilde tanımlanıyor:

 “GDO ve ürünleri ile ilgili yapılan başvurular hakkında risk ve sosyo-ekonomik değerlendirmeye ilişkin bilimsel raporlar, Kurul tarafından, biyogüvenlik bilgi değişim mekanizması vasıtasıyla kamuoyuna açıklanır. Kurul, bu görüşleri de dikkate alarak nihai değerlendirme raporu ile olumlu kararını toplantı tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde gerekçeleri, varsa karşı oy gerekçeleri ve imzaları ile birlikte tekemmül ettirmek ve Bakanlığa sunmak zorundadır. Kurul kararları Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer.”

Yani Kurul, GDO ya da GDO’lu ürün üretimiyle ilgili başvurularda bir eğilim belirledikten sonra bunu rapor haline getiriyor ve kamuoyuyla paylaşıyor. Raporu inceleyen bilim insanları ya da ilgili kitle örgütleri, meslek örgütleri rapora ilişkin olumlu-olumsuz geri bildirimlerde bulunuyorlar. Kurul son kararını bu görüşleri dikkate alarak veriyordu. Kamuoyuyla paylaşılan bu raporlarda, halk sağlığı, çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması konusunda tehdit unsuru oluşturacak bir eğilim varsa, kamuoyunda bir muhalefet oluşuyordu. Eğilimin-kararın bu tehdidi ortadan kaldıracak şekilde evrilmesi için bir kamuoyu baskısı yaratılıyordu. Yapılan başvuruların kamuoyuyla paylaşılacak olması hem başvurucu hem de Kurul nezdinde bir otokontrol oluşturuyordu. Gelen tepkiler sayesinde Kurul, halk sağlığını, çevre ve biyoçeşitliliği olumsuz etkileyecek kararlarını değiştirmek zorunda kalabiliyordu.

Kurulun kaldırılması önemli riskleri beraberinde getirecektir. GDO ve ürünlerinin çevreye serbest bırakılması ve kullanılmasının tüketiciler üzerinde muhtemel etkilerinin değerlendirilmesi ve bu etkilerden kaynaklanan sosyo ekonomik bedelleri, olası tehlikeleri belirlemek üzere yapılan çalışmaların etkinliği ortadan kalkacaktır. GDO’lar hakkında kuralsız işleyiş söz konusu olacaktır.

Biyogüvenlik Kurulu’nun kaldırılması ile Tarım ve Orman Bakanlığı’nın aldığı kararların, tartışmaya açılmadan ve önlem alınmadan verilebileceğine dikkat çekmek gerekir. Dolayısıyla da tüketiciler sofraya gelen ürünlerinde GDO olup olmadığını kararlar alındıktan çok sonra öğrenecektir.

GDO’lu ürünlerin kuralsız bir şekilde üretilmesi ülkemize özgü biyoçeşitliliği de yok edecek.  Biyoçeşitlilik yok olunca da toprağımızda sadece GDO’lu ürünler yetişebilecek, bize özgü olan yerli ürünlerimiz bir bir yok olacak. Bu topraklarda artık yetişemez olacak. Bizler de GDO’lu ürünlere mahkûm olacağız.

Ülkemiz, GDO’lu ürün üreten Cargill, Monsanto (Monsanto’yu satın alan Bayer) gibi dünya gıda tekelleri için yeni bir pazar, dikensiz gül bahçesi haline getirilmiş olacak.

 

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası

Kocaeli Temsilcisi

Sema KOPAL