CHP Milletvekili Okan Gaytancıoğlu, AKP, SÜT HAYVANCILIĞININ BİTTİĞİNİ GÖRMEZLİKTEN GELİYOR

Sağlığın yaşam boyu korunması için yeterli ve dengeli beslenmede süt ve süt ürünleri tüketimi büyük öneme sahiptir. Özellikle çocukluk ve yaşlılık dönemlerinde kemik sağlığı açısından önemi bilinen süt; obezite, kanser ve hipertansiyon gibi kronik hastalıklara karşı koruyucu rol oynamaktadır. Beslenmede süt ve süt ürünleri tüketimi özellikle protein ve kalsiyum açısından tüketilmelidir. Türkiye’de kişi başına süt tüketiminin istenilen düzeyde olmadığı söylenebilir. Ulusal Süt konseyinin verilerine göre AB ülkelerinde kişi başına 280 lt’yi aşarken gelişmiş ülkelerle kıyaslanamayacak düzeydedir. Ayrıca Türkiye’de süt tüketimi daha çok yoğurt, peynir vb. süt ürünleri şeklindedir. Türkiye’de içme sütü rakamı kişi başına 35 lt civarında olup süt içmeyen birçok kişi bulunmaktadır. Bunların çoğunun dar gelirli kimseler olduğu bilinmektedir.
Bu bağlamda CHP’li belediyelerin üretici kooperatifler aracılığıyla üreticilerden sütü satın alıp okullarda çocuklara dağıtarak öncülük etmesi sektöre bir ölçüde nefes aldırmıştır.
Türkiye’de süt sanayicileri süt üretiminin arttığını (2000 yılında 10 milyon ton 2018’de 18 milyon ton) buna karşılık tüketimin artmadığını söyleyerek süt fiyatlarını düşürmüşlerdir. Yaklaşık 2 yıl boyunca 1 lira 55 kuruş olan süt fiyatı, Ulusal Süt Konseyinin 27 Temmuz 2018’de fiyatı 1 lira 80 kuruşa çıkarması ile litre başına 25 kuruş zamlanmasına rağmen bu artış yem fiyatlarının çok çok gerisinde kalmıştır. Şöyle ki Türkiye karma yemde kullandığı hammaddelerin % 50’sinde dışa bağımlıdır. Dolardaki artışla birlikte son 4 ayda karma yeme % 40-45 civarında zam gelmiştir. Dolayısıyla süte yapılan 25 kuruşluk artış maliyetleri karşılayabilecek düzeyde değildir.
Süt fiyatları bu derece düşmüş iken, sağlıklı ve dengeli beslenme için çok önemli olan sütün tüketiminde maalesef AB ortalamasının çok altında olmamız büyük bir tezattır. Bunun yanında süt hayvancılığı yapan işletmeler maalesef istenilen bir gelire kavuşamamaktadır. Bugünlerde istenilen bir durum olmamasına rağmen süt hayvanlarının kesime gittiği görülmektedir. Süt hayvanlarını beslemenin çok maliyetli olduğu nedeniyle birçok işletme bu hayvanları kesmektedir. Bunun nedeni AKP hükümetinin uyguladığı niteliksiz tarım politikasıdır. Nitelikli bir hayvancılık yapılabilmesi için 1 lt süt satarak 2 kg yem alınması gerekmektedir. Türkiye’de uzun yıllar bu 1 lt süt satarak 1,5 kg yem alınarak uygulanmış olup son yıllar bu oran 1.1,-1.2 kg yem’e kadar düşmüştür. Süt fiyatına sözde zam geldiği tarihlerde ise üreticilerimiz 1 lt süt satarak 1 kilogram yem alabilmektedirler. Cumhuriyet tarihinde ilk defa AKP iktidarında 1 kg yem fiyatı ile 1 lt süt fiyatı eşittir. Bu fiyatlarla Türkiye’de yapılan süt hayvancılığı üreticilerin zarar etmesine yol açmaktadır.
Bunun yanında ucuz yem kaynağı olan meralarımız, AKP’nin uyguladığı peşkeş politikaları nedeniyle yandaşlara kiralanmaktadır. TOKİ’ler aracılığıyla mera alanları üzerinde kentsel dönüşüm kapsamında inşaat yapılmasını, tahsis amacının değiştirilmesi yirmi yıllık ot gelirinin yatırılması şartına bağlanmıştır.
Ulusal Süt Konseyince açıklanan 1.80 TL’lik süt fiyatı, birçok süt sanayicisinin uygulamayacağı bir fiyat olacaktır. Çünkü Ulusal Süt Konseyinin bir yaptırım gücü yoktur. En mağdur olacaklar süt inekçiliği yapan üreticidir. Üreticiler artan yem fiyatları karşısında maliyetleri karşılayabilmek için süt inekçiliğinden vazgeçecekler, ya da süt ineklerini kesime sevk edeceklerdir.
Süt sanayicileri de aslında mağdurdur. Süt fabrikasını işletmek kolay olsa da aslında çabuk satılması ve tüketilmesi gereken süt ürünlerinde rekabet çok yüksektir. Bu rekabeti firmalar kendi lehlerine çevirebilmek için birçok yollara başvurmaktadır. Çünkü fabrikasını işletebilmek için bir nebze de olsa üreticiyi sömürerek ayakta kalma politikası izlemektedirler. Bu da biraz sermayenin gücü ile olabilmektedir. Süt sanayicisi süt aldığı üreticilere zorla süt yemi satarak, kabul etmeyenin sütünü almayarak temeli yanlış olan bir politika izleyerek çarkı döndürmektedir. Ancak sütün işlenmesiyle süt ürünlerine dönüşüm aşamasında paranın dönmesi için ciddi bir bekleyiş içine girmektedir. Bu aşmada devreye süper ve hipermarketler girmektedir. Hiper ve süper marketler süt fabrikalarından 4-5 aylık uzun vadelerle süt ürünleri satın almaktadırlar. Süt üreticisine 1-1.5 aylık ödeme yaparak süt satın alan süt fabrikaları perakende sektörde ciddi bir finansman ihtiyacı ile karşılaşmaktadır. Kısacası süt piyasası devletin müdahale etmesi gereken ancak müdahale etmediği bir piyasadır.

ÇÖZÜM
Çözüm aslında çok basittir. Süt gibi temel gıda maddesinde Devletin bir piyasa oluşturması gerekir. Devlet süt fabrikası kurmaz, süt satın almaz, süt satmaz mantığı ile kuruluş amacı özel sektörle rekabet ederek büyümek olan Süt Endüstrisi Kurumu yerine bir alternatif oluşturulmadan özelleştirilmiştir. Bu özelleştirme, Türkiye’de süt hayvancılığının gelişimini, tüketicilerin sağlıklı bir gıda maddesi olan süte erişimine oldukça zarar vermiştir. Çünkü Devletin süt piyasasından çekilmesi ile süt piyasası 5-6 büyük firmaya kalmış, bu firmalarda çıkarları doğrultusunda süt fiyatlarını belirlemeye başlamışlar ve olan süt üretimi yapan çiftçilere olmuştur. AKP’nin uyguladığı niteliksiz tarım politikası et ve sütteki dengelerin bozulmasına yol açmıştır. 2009 ve 2015’de et ve süt fiyat dengelerinin bozulmasıyla yüzbinlerce süt hayvanı kesilmiş ve ithalatın önü açılmıştır. Bugünlerde de aynı tehlike vardır. Yem fiyatlarının dövize bağlı olarak da olsa aşırı derecede artması, yasaklanmasına rağmen süt hayvanlarının çeşitli hile yöntemlerine başvurularak kesilmesine neden olmaktadır.
Çözüm, Devletin nitelikli bir tarım politikası uygulayarak, tarımsal üretimin desteklenmesidir. Kısa vadeli çözümler üreterek, fiyatı artan ürünü ithal etme politikası artık iflas etmiştir. Önemli olan fiyat artışlarını önleyerek, girdi maliyetlerini düşürecek verimliliği arttıracak politikaların uygulanmasıdır.