SANATSEVERLER 11 KASIM’DA ÇAMLICA’DA BULUŞUYOR!

ÇAMLICA’ NIN GİZEMİNDE

BİR EFSANE DAHA GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR! KARA NİNE !

Geçmişin izlerini doğru okuyamadıkça gelecek zamanla, anlamlı, güçlü bir bağ kurulamayacağı inancında olanlardanım. Geleceğe ışık tutarken, ona anlam katan, şifrelerini çözen, geçmişten günümüze getirdiğimiz kodlardır.

Bulunduğu zamana tanıklık eden, toprağından suyundan havasından beslendiklerinden ziyade, bir önceki kuşağın değerlerine, gelenek göreneklerine kıymet verip tüketilip özümsenen bu miras, gelecek kuşaklar için hazineye dönüşür.

O yüzdendir ki; göçmen yurdu bu memleket, bu coğrafya, her türlü çiçeğin özünün iç içe geçtiği bu topraklar, nice hazineler taşır bağrında.

Trakya bölgesi ise bu anlamda yurdumun incisi; göç yolunun kapısının aralandığı, renklerin önce burada harmanlandığı, yeniliklerin öncüsü. Antik çağlardan günümüze, bu topraklarda yaşayıp kültürel izler bırakan toplumların yaşam mozaiğini de bu göçler..

Tarihsel anekdotlar, kulağımıza fısıldananlar, Hepsi bir harman oldu bu mirasın içinde.

Bilinmeyen, anlaşılamayanın merakı içinde, En çok da fısıltıyla gelene kulak kesildik.

Birileri görmüş, birileri duymuştu. Bizlere de aktarmak düştü.

***

Bu topraklarda doğup büyüyen bir nesil olarak, dedelerimizin, ninelerimizin göçlerle harmanladığı bu mirasa sahip çıkmak için elimizden gelenin en iyisini yapma gayreti içine girdik.

Çamlıca da doğup büyümüş bir nesil olarak öncelikle elbette ki kendi değerlerimizin, tanıklık ettiklerimizin ışığında yol aldık.

Her birimiz ilgi alanına göre okuyabildiği, çözümleyebildiği şifrenin izini sürdü. Bende elimden geldiği ölçüde kuşaktan kuşağa aktarılarak kulağımıza fısıldanan çeşitli efsaneleri derleyerek bu işin ucundan tuttum.

Bizler bu mirasa sahip çıkmaya çalıştıkça sırtımızı sıvazlayan da oldu, kafamızı taşlayan da…

Çocukluğumuzda bizlere masal gibi anlatılan efsanelere, başkaları gibi uyduruk deyip kulak tıkamadık. Soyut olduğundan elbette ki inanma ölçütü yoktu bunlara değer katmak için. Çünkü her mitolojik alıntı, hayal ürünü efsaneler diye tanımlansa da, temsil ettiği topluma ayna tutan bir gerçekliği de içinde barındırır. Bu gerçeklik, kültürün özünü oluşturan yapı taşlarından biridir.

Çamlıca’nın tarihi dokusu her ne kadar gerektiği gibi korunamamış olsa da, yer altında tünelleri ve sığınaklarıyla mevcut taş evler hala gizemini koruyor.

Bocuk da böylesi bir gecenin ürünü; Her yıl Ocak ayının 6. gecesi kabak tatlısının ocaklarda tütsülendiği, tadına doyulamayan lezzetin o gece zorunlu olarak tüketildiği, kabağın tadına varamayan Bocuk’un gazabından korkulması …

Cadılar Bayramı Yakıştırması Absürt!

Bu geleneği duyurduğumuzda çeşitli yakıştırmalar, benzetmeler yapıldı. Kapılarımızı bu gece için misafirlerimize araladığımızda ne taklit ne de birilerine benzeme gayemiz vardı. Biz zaten yıllar yılı sürdürüyorduk bu geleneği. Dedeme dedesinden miras, dedesine atasından…Bu eğlencenin cadılar bayramına benzetilmesi ise en absürt olanı. Kimin kimden etkilendiği konusunda gerekli açıklamayı bırakalım konunun uzmanları tartışsın.

13 yıldır geniş kitlelerle kutladığımız, yüzlerce misafir ağırladığımız Bocuk Gecesi, eğlence anlayışıyla her yıl bir önceki yıla göre daha da fazla ilgi çeken bir geleneğimiz haline geldi. Konuklarımız arttıkça bizler de onları en iyi şekilde ağırlamaya gayret gösteriyoruz. Tabii hava şartları elverdiği ölçüde…

SANATSEVERLER ÇAMLICA’DA BULUŞUYOR!

Avrupa Birliği Bakanlığı tarafından desteklenen Sosyal Kalkınma ve Entegrasyon için Sivil Girişim Derneği liderliğinde Keşan’ a bağlı Çamlıca Köyü Muhtarlığı ortaklığıyla yürütülen çalışma kapsamında, 10 -11 Kasım 2017 tarihinde Kültür ve Sanat Festivali için tüm sanatseverleri köyümüze bekliyoruz.

‘Ressamın Yolu Projesi’ kapsamında Bulgar ve Türk ressamlar ile fotoğrafçılardan oluşan grup, Çamlıca Köyü’nde kültürel, tarihi ve doğal mirasın tanıtımının yapılması amacıyla atölye çalışmaları

gerçekleştirecek. Bu çalışmaların sergilendiği, uzman konukların sunumları, iki ayrı kültürün folklorunun harmanlandığı sahne gösterileriyle, festival tadında bir eğlence sizleri bekliyor.

KARA NİNE SAHNEDE!

Resimleyen: Şule Küçükoğlu

Çamlıca’da neredeyse her sokağın bir ruhu ve mitolojik hikayesi var. Bizlere doğanın bir parçası olduğumuzu hatırlatan, doğaya kulak vererek gecenin gizemini hissettiren, canlıların varlık nedenlerini sorgulatan, korkuyu resmetmeyi, korkuyla baş etmeyi öğreten bu efsanelerin her biri eşsiz bir değer taşıyor.

Çünkü bu efsaneleri bizlere aktaran kıymetli büyüklerimizin sayıları giderek azalmakta. Bizler, onların bizzat anılarını dinleme şansı olan son nesiliz belki de…

Önemli olan bu efsanelerin izinde tarihi dokunarak, bizlere bırakılan mirasın değerini bilerek, gelecek kuşaklara aktarabilmek…

Kara Nine Efsanesi; Bocuk gibi bir geleneğin ürünü olmasa da, yıllardır kulaktan kulağa fısıltıyla gelen bir korku hikayesinin baş aktörü. Korkularıyla yüzleşmekten korkanların, korkuya savaş açanların hikayesi. Akıl erdiremedikleri doğa olaylarına karşı insanların, bilinmeyen karşısında acizliği, korkularını alt edemediklerinde ki çaresizliği ve savunmasızlığı…Kötülüğün musibetinden sakınmak için yine kötüyle yapılan işbirliği…

Çirkinliğe kötülüğü atfeden, göze güzel görünenden gelen fenalığın cezbeden algının çapraz sorgusu…

***

Kara Nine, yaşı ağırlığında acılarıyla aklını dizginleyemeyen, iyiye güzele dair tüm değerlerini yitirmiş, yaşama sevincini kaybetmiş bir başına hizbe bir evde yaşayan, mutsuzluğuyla etrafına musibet getirdiğine inanılan, lakabını da öncesinde giydiği kara çarşaftan alan, ama gazabından ruhunu da kavurduğu kararttığı düşüncesiyle, ona adını bile unutturan lakabıyla özdeşleşen efsunlu bir karakter. Musibetleriyle köy halkının baş belası olan, loğusa kadınların, yeni doğmuş bebeklerin korkulu rüyası Kara Nine. Gayba karıştığı ve ölümsüz olduğu anlatılmış yıllarca dilden dile. Yılın belli dönemlerinde de gece yarısı sokaklarda dolaştığı, bir tek yılandan sakındığı, peşine düşen yılanları köpeklerle savuşturduğuna inanılan bir musibet.
Efsaneden yola çıkarak yapmış olduğum bu derlemeyi Festival gecesinde (11 Kasım 2017) sahneye taşıyacak olan Epik Organizasyon Üj Bej Tiyatro ekibine şimdiden teşekkürler.

Hikaye den özet alıntı;

Suretsizlerin pusuya yattığı gecelerden birinde,

Toprağın balçığından bir bebek peydahlanmış mezar yerinde. Yerin yedi kat dibinden geleni keramet sanmış da,

Ağlayan sesine esir düşmüş Kara Nine.

Getireceği felaketten habersiz mührünü çözünce Feracesine sarmalayıp gizlice götürüvermiş evine Sokakta bu sırra tanıklık edenlerse,

Bir anlam verememişler olup bitene

Balçığa bulanmış gövdesi suyla arınınca Masum bir bebek olmuş sureti Yıllardır evlat hasreti çeken Kara Nine Evlat bilmiş de koynuna almış sevimsizi

Gaybın kapıları açılınca bin musibet dadanmış köye.

Ayın Güneşi zapt etmesiyle, kızıl bir sis çökmüş yeryüzüne. Gökten bir damla su düşmezken, çamura bulanmış toprağı Ekili yemişi yem etmiş de, kanatlısını da yutmuş balçığı

Ağılında hayvanı süt vermezken nemruta Telef etmiş birbirini bebeğin her avazında Kara Nine suyu katık edip damlatınca ağzına

Çamur kusmuk olup sızıyormuş bebeğin yanağına

Güneşin gölgesinde hüküm süremeyen mel’un Bir tek zifiri karanlıkta duyurmuş avazını.

Yedi gün yedi gece laneti filizlenirken Sekizinci gecede sonsuzluğa ermekmiş sırrı.

Kara Nine elinden almasınlar diye bebeği Sır etmiş evinin en kuytu yerinde

Sesini duyurmadan açlığını avutmak için de Çareyi bulmuş kanı çekilmiş buruşuk memesinde

Kuru memesi avazına çare olmuş ama Yetmemiş açlığını doyurmaya.

Ucubeye süt verebilsin diye Başlamış loğusalara musallat olmaya

Sütü gelen anaların kapısını aşındırınca Türlü planlar kurmuş kafasında

Onları tuzağa düşüremeyeceğini anlayınca Sütlerini kurutmuş iğnesinin tılsımıyla

Kendi memesi sütle dolsun diye

Kırk kapıda kırk kargış etmiş Kara Nine Düğümlediği gerdanlarda sütü mühürleyince Sütle dolmuş memeleri bu sihrin tesiriyle

Analar nemrutun musibetini anlayınca

Def etmişler Kara Nine’yi bir bıçak hattıyla Hanelerini halkaya alıp korunsalar da

Bir daha süt veremez olmuşlar çocuklarına

Ak sütünden verebilmek için ucubeye Sabırsızlıkla beklemiş geceyi Kara Nine Lanetin sırrı yedinci güne ermiş de

Her yeri yılanlar basmış o gece

Kara Nine yılanlardan sakınmak için Kucaklayıp ormana kaçırmış bebeği

Köylü taş tüfekle sokaklarda yılan avlarken Görememişler kaçarken Kara Nineyi

Bebek kucağında ağlamaya başlayınca Usulca tünemiş bir ağacın kovuğuna Bu anın hayalini kurduğu için yıllarca

Sabırsızlıkla vermiş memesini bebeğin ağzına

Emzirirken duyduğu hazla gözleri kapanıvermiş Çıkan sesle büyülenirken içi geçivermiş

Bir anda hissettiği acıyla gözlerini açınca da Kucağındaki bebeğin sevimsiz sureti belirmiş

Ne insandan ne hayvandanmış bunun soyu Yaşlanmış cildiyle bebek boyu.

Sakalları bitmiş yanağında balçık suyu Kan çanağı gözlerinde ateş koru.

Korkuyla telaşa kapılınca Kara Nine Fırlatıvermiş kucağından sevimsizi

O sırada üzerine yansıyınca ayın gölgesi Gözlerine ilişmiş kendi sureti;

Omuzlarına düşünce dalgalı saçlarının bukleleri, Dolgun göğüsleri, narin elleri, kadife teni…

Gözlerine inanamamış da, dökünüvermiş üzerindekileri Yeni doğmuş gibi tazeymiş vücudunun her bir zerresi

Ucubeyi ardında bırakıp koşmuş derenin yamacına Akıtmak için göğsünde ki balçığı, dalmış çıkmış suyuna Kıyıya düşen gölgesini hayranlıkla seyre dalarken, Suyu defalarca avuçlamış da, akıtmış saçlarına…

Sekizinci güne erişemeden musibetin lanetinin sırrı Yılanlar sarmış ucubenin her bir yanını

Biri ağzına, biri boynuna dolanırken

Toprağa sızmadan emmişler zehirli balçığını

Ertesi gün ne yılan kalmış köyde, Ne de kızıl sis gökyüzünde Güneş yüzünü gösterince,

Bitkiler yeniden boy vermiş toprağın izinde.

Kara nine suyun içinde kırklara dolanınca Ucube de toprakta yedilere karışmış.

İnsanlığın soyunu tüketmek için

Bin bir tuzak kurup her gece pusuya yatmış.

Asırlardır sürüp giden bu savaşta,

Yediler mühürlerini çözecek olanı beklemiş. Kırklarda kırk düğümden uzakta

İnsanları tuzağına çekmiş.

Musibetlerinden sakınmak için bu ucubelerin, Yeni doğanlar al kumaşlara sarılmış.

Loğusalar karışmasınlar diye kırklara

Allar takınmış da kırk gün sokağa çıkmamış.

Ademoğlu kırklara yedilere karşı asırlardır hep sürdürmüş bu savaşı. Musibet nereden gelirse gelsin, her defasında bulmuşlar def etmenin bir çaresini.

Kara Nine ye gelince, sorarsanız ahvalini Görenler resmetti suretini.

Her gece kara çarşafına dolanmış da, aramış yeni mucizesini.

BİLLUR OCAK