FOTOĞRAFÇI OL(AMA)MAK

Fotoğraf çeken herkes, fotoğrafçıdır benim için. Tıpkı film çeken herkesin sinemacı olması gibi… Ya da belirli sıklıklarla resim yapan herkes ressamdır benim sözlüğümde. Biliyorum, son günlerde, ‘ben fotoğrafçıyım’ cümlesi diğerlerinden daha çok geliyor kulağımıza. Bu da fotoğrafın ne kadar demokratik bir iletişim aracı olduğunun kanıtı olarak görülmeli. Ben kendimi nasıl mı adlandırıyorum? Benim fotoğrafçılığımın iki adı var galiba: bazen fotoğraflarla belgesel projeler yapıyorum, bazen de ticari fotoğraflar çekiyorum.
İnternet ortamındaki fotoğraf paylaşım siteleri, hem çok eleştiriliyor hem de üye sayıları her gün hızla çoğalıyor. Bu ortamların, fotoğrafın bu kadar sevilmesinde ve yaygınlaşmasındaki rolü büyük. Ayrıca, bu ortamlar sayesinde fotoğrafa yeni başlayanlar, kafalarındaki sorulara hemen cevap bulabiliyorlar; teknik ve anlatım açısından, fotoğraflarına gelen farklı yorumları değerlendirebiliyorlar. Bu açıdan bakıldığında, fotoğraf paylaşım sitelerinin olumlu yanları yadsınamaz. Ancak, internette bu ortamlarda şöyle biraz dolaştığınızda görüyorsunuz ki herkes fotoğrafçı, herkes ahkâm kesiyor. Aman o ne yorumlar, aman o ne kavga gürültüler; bir yanda alkışlar, bir yanda yerden yere vuranlar; herkes uzman, herkes her şeyi biliyor. Günün fotoğrafçısı oldunuz mu tamam, artık sırtınız yere gelmez. Fotoğrafçı olmak böyle bir şey mi? Bir kaç senede fotoğrafçı oluverenler, fotoğrafın ustalarına karşı pek sitemli; yeri geldiğinde de bayağı afili eleştiriyorlar onları. “İyi de bu fotoğrafı ben de çekebilirim” diyenlerin sayısı hiç de az değil. Ama birçok fotoğrafçı kabul etmiyor günün ya da ayın fotoğrafçısı gibi sıfatları; pek prim vermiyorlar böyle fotoğraf ortamlarına. Günün fotoğrafçısı olmak iyi hoş ama birilerinin gözünde fotoğrafçı ol(ama)mak da var işin ucunda…
Altan Bal / Belgeselci