Yazmak Yürek işi-Gazetecilik Anıları-Nazmi METİN

 

nazmi-10

(Geçen Sayıdan Devam)

Yerel basın için olması gereken

1997 yılında hedeflediklerimizi sıralamadan önce Adalet gazetesi, Radyo 22 ve Trakya Ses Dergisi olarak bütün olumsuzlukları 1996 yılında bırakmak istediğimizi vurgulamak istiyorum.

Öncelikle ve bütün samimiyetimizle ilçede bulunan diğer yayın kuruluşlarıyla verimsiz tartışmalara girmekten özenle kaçınacağımızı, bünyemizde bulunan bütün yayın kuruluşlarında objektif ve doğru haberciliğe, ilçenin sorunlarına çözüm öneren yorumlara, gündem konularını irdeleyen programlara, halkımızı aydınlatıp bilgilendiren araştırmacı gazeteciliğe ağırlık vereceğimizi ifade ediyorum.

Bu süreci başlatırken, diğer yayın organlarının Genel Yayın Yönetmenleri veya Haber Müdürlerinin katılacakları İlçemizde Yerel Basın konulu radyo programında bir araya gelmenin, birkaç gün önce yaşanan yanlış anlama ve yorumlamalara nokta koyacağına, kısır tatışmalarla geçecek olan zamanımızı verimli habercilik faaliyetiyle doldurmamıza vesile olacağına inanıyorum.

Devlet desteğiyle, yeterli ilan ve reklam desteğinden yoksun, günümüzün zor şartlarında ayakta durma ve var olma savaşı veren, abone sayısı 150-300 arasında gidip gelen yerel basınımızın kavgadan çok dayanışma içerisinde ihtiyaç duyduğu gerçeğini görüyorum.

Ve hep birlikte böyle görmeliyiz artık.

(11.01.1997-Adalet gazetesi)

 

Hedef saptırma

Adalet Gazetesinde önceki gün yayımlanan, “Sözümüz Onlara” başlıklı köşe yazısında, “söylenti çamurunu kalemiyle didik didik ederek gerçeğe ulaşma çabası gösteren meslektaşlarımıza sözümüz yok!..” diye yazarak sözümüzün kimlere olduğunu belirtmiştim.

Söz konusu yazının hedefini altını çizerek belirtmeme karşın, ilçemizde günlük yayımlanan diğer gazetenin Haber Koordinatörü ısrarla bana sataşarak kafasına göre gündem belirlemeye, söylentilerden konu kurgulayarak hayali olay kahramanları yaratmaya ve aklınca haber yapmaya çalışmaktadır. Bu çabasını, bilmem hangi akla hizmet son günlerde öyle bir noktaya getirmiştir ki, iki üç kişinin yaptığı geyik muhabbetlerinin, “şok haber!..” malzemesi olarak görerek balıklama atlayabilmiştir.

Elbetteki gazeteci bazı söylentileri ciddiye alarak, üstü kapalı geçerek haber yapabilir. Konuyu gündemde tutarak belgelere ulaşabilir. Ama bunu yaparken, bir başka gazetenin yayıncılık ilkelerine, diğer gazetecilerin habercilik anlayışına saldırması, onları korkak ilan etmesi, söylentinin hedefi olan kesimlerin koruyucusu ve kollayıcıs olarak göstermesi, savunduğu ve ikide bir savurup durduğu ilkeleriyle bağdaşmaz.

Diğer günlük gazetenin Haber Koordinatörüne bir usta nasihati…

Beni “yazmamakla” suçladığın konuları buyur sen yaz. Bunu yaparken bana sataşıp hedef saptırma.

Yoksa, sen bana ben sana… asıl yazılması gerekenler, atlar ata gider Üsküdara!..                                                                                                                                                      (14.01.1997-Adalet gazetesi)

 

Gözaltı

Yıl 1997…

İlçede yapılan bir yürüyüş sırasında, “Namuslu Kaymakam İstiyoruz” pankartı açılıyor…

İlçe halkının katılımıyla gerçekleştirilen yürüyüşü ATV için kameraya çekiyorum.

Haber ve görüntüleri ATV’ye postaladıktan sonra, SHP Genel Balkanı Erdal İnönü’nün gelişi nedeniyle Edirne’ye gidiyorum. Gece yarısı Uzunköprü’ye döndüğümde Kaymakam konusuyla ilgili olayların büyüdüğünü öğreniyorum.

Olayın özü şu; Bir barda iki kardeş kurşunlanarak öldürülüyor. Cenaze töreninde zamanın kaymakamıyla ilgili, “Namuslu Kaymakam İstiyoruz!” pankartı açılıyor.

Böyle bir pankart açılmasının nedeni, ilçede dolaştırılan kaymakamın bir genç kızla zorla ters ilişki kurduğu söylentisi.

Pankart olayının arkasında gazeteci Hüseyin Topçu’nun olduğu öne sürülüyor.

Ertesi gün saat 10.00 sıralarında, Adalet gazetesi’ne iki polis geliyor, karakola davet ediliyorum.

Karakola gittiğimde, diğer gazetecilerinde orada olduklarını görüyorum. Bana söylenen, olayın şahidi olarak ifademe başvurulacağı.

Saatler geçiyor ve ben hala karakoldayım. Karakoldan her hangi bir nedenle çıkışıma izin verilmiyor, anlıyorum ki gözaltındayım.

Açılan pankart üzerine harekete geçen kaymakam, Emniyet Müdürü Ruhi Başaran’a, ilçede ki bütün gazetecilerin gözaltına alınmaları talimatını veriyor. Ben de o gazetecilerden biriyim ve pankart konusuyla kel alakayım.

Sert tepki göstererek ifade vermeyi ret ediyorum. Karakol amiri Gökhan’la sert tartışmalar yapıyorum.

Saat 17.00’da karakoldan çıkabiliyorum.

Gözaltı olayıyla ilgili yaşanan gelişmeler ve yazdıklarım o tarihte şu satırlardan oluşmuştu.

(Sürecek)