Yazı kategorisi: Bunları Biliyor musunuz?, Genel Yorumlar, Yazarlar

Zeki İnsanlarda Mutlaka Göreceğiniz 14 Ortak Özellik

1.Sınırlarını Bilirler

Zeki insanlar her şeyi bilmediklerini söylemekten çekinmeyen insanlardır. Diğer insanlar garip bir şekilde bu özelliklerini cahil durmamak için gizlemeye çalışırlar. Zeki insan her şeyi bilmenin imkansız olduğunu çok iyi bilirler. Öğrenmeye devam etmek bu insanlar için büyük bir zevktir.

bilmek

2.Öğrenmeyi Çok Severler

Çoğu insan Apple markasının kurucusu, Steve Jobs’u zeki bir insan olarak görür. Aslında Steve Jobs’un en büyük yeteneği kendi deyimiyle öğrenmeyi çok seviyor olmasıdır. Steve Jobs gibi zekası ile geleceğini inşaa etmiş insanlar sürekli olarak kendilerine yeni bilgiler katarak ilerlemişlerdir. Onlara göre yeni bilgiler öğrenmek ufuk açıcıdır.

steve-jobs

3.Zihinleri Açıktır

Zeki insanlar yeni fikirlere her daim açıktırlar. Bu tarz insan tabulara bağlı kalmazlar. Özellikle insan haklarına karşı çok duyarlıdırlar. Yeni bir fikir sunduğunuz zaman odada sizi ilk olarak anlamaya çalışıp, sorular soran kişi daima en zeki olanlardır.

open-mind

4.Espiri Anlayışları Farklıdır

Zeki insanların espiri anlayışları vardır fakat bu tarz insanların espirilerini anlamakta zorluk çekebilirsiniz. Günlük sayılabilecek sıradan olayların bile ardında yatan bir mizah öğesi görebilirler. Dünyayı farklı algıladıkları için kolay espiri üretebilirler. Eğer sizde aynı frekanstaysanız, bu insanları çok komik bulursunuz.

gu%cc%88lmek-2

5.Hatalarından Ders Çıkarırlar

Zeki insanlar yaptıkları hatalara takılıp kalmazlar. Onlar bu hatalardan ders çıkarıp, bu dersler ışığında hayatlarına devam etmenin öneminin farkındadırlar. Fazla duygusal insanlar bu durumlar karşısında yaptıkları hatalara takılıp hayatı kendilerine zorlaştırırlar. Örneğin Thomas Edison başarısının sırrı olarak birçok kez hata yapmış olmasına rağmen, asla hedefinden vazgeçmemiş olmasına bağlamıştır. (Ampülü icat etmeden önce 1000’den fazla hatalı deneme yaptığı söylenir.)

thomas-edison

6.Kolayca Adapte Olurlar

Zeki insanlar diğer insanlar gibi bulundukları ortama kolayca adapte olurlar. Değişimden ve farklılıktan şikayet etmek yerine kendilerini doğru pozisyonda konumlandırmak için çaba sarfederler. Herhangi bir ortama ve çabuk gelişen bir duruma kolay adapte olmak, zeki olduğunuza dair önemli bir göstergedir.

girl-happy

7.Sorun Çözmekte İyidirler

Şansa inanan ve buna göre hayatlarını yaşayan insanlar başarısız olmaya mahkumlardır. Zeki insanlar şansa değil çabalarına güvenirler. Birçok insanın çözemediği sorunları, onlar kolayca hal ederler. Zeki insanlar durumu analiz eder ve öğrendikleri bilgileri kullanarak karşılaştıkları olaylara çözüm bulurlar.

sorun-c%cc%a7o%cc%88zmek

8.Kendilerini Kontrol Ederler

Zeki insanlar kendilerini zorlayan olaylar karşısında sabırlı oldukları gibi aynı zamanda isteklerini de bir kenara koymasını bilirler. Daha iyisi için beklemeyi göze alıp anlık keyiflerin cazibesine kapılmazlar.

don-draper-mad-men

9.Sezgileri Güçlüdür

Zeki insanların sezgileri çok güçlüdür. Karşılarındaki insanın sözlerinin altında yatan gerçek anlamı çıkarma konusunda çok iyidirler. Örneğin bir insanın yardıma ihtiyacı varsa bunu hemen fark edebilirler. Bu yüzden zeki insanlar aynı zaman da çok iyi arkadaşlardır.

friends

10.Alacakları Riskleri Önceden Hesaplarlar

Risk almak kötü bir durum değildir hatta risk almayan insanların hayatlarında çok az önemli şey gerçeğe dönüşür. Fakat zeki insanlar alacakları riskleri önceden araştırırlar ve sonuçlarını iyice hesaplarlar. Bu yüzden zeki insanlar başarısız olsalar bile, hemen doğrulup dik bir şekilde hayatlarına devam edebilirler. Çünkü başarısızlık sonucu meydana gelecek hayal kırıklığı ve hasarıda önceden riskler dahilinde hesaplamışlardır.

hesap

11.Alçakgönüllülerdir

Alçakgönüllü olmak insanların kendinizi ezdireceğiniz anlamına gelmemektedir. Aksine alçakgönüllülük kendinizi kimseye ispatlamak zorunda olmadığınızı göstermenin en güzel yoludur. Hiç şüphesiz zeki bir insan bunun farkında ve çoğu zaman alçakgönüllüdür.

12.Yalnız Vakit Geçirmekten Keyif Alırlar

Zeki insanlar yalnız geçirdikleri zamanı diğer insanlara göre daha verimli geçirirler. Sürekli insanlarla vakit geçiren birinin, kendiyle iç muhakeme yapmak ve iç dünyasını geliştirmek için yeterli vakti bulamayacağının farkındadırlar.

yalniz

13.Meraklıdırlar

Herkesin bildiği üzere sürekli soru soran çocuklar zeki olmaya daha meyillidirler. Konu yetişkinler olduğunda da bu durumda bir değişim yaşanmaz. Zeki insanların en belirgin özelliklerinden biride etraflarına ve bilmediklerine karşı duydukları merak ve öğrenme isteğidir.

merak

14.İnsanlarla Aynı Fikirde Olma Derdine Düşmezler

Zeki insanlar sırf sürüden ayrı düşmemek uğruna kendi düşüncelerinden ve doğru gördüklerinden vazgeçmeyi saçma bulurlar. Bu yüzden diğer insanlarla aynı fikirde olma ya da diğer insanlardan onay alma derdine düşmezler. Büyük işlerin ardında yatan zihinler genellikle hep kendi fikirlerine ve düşünme yetisine güvenmiş kimselerdir.

 

Yazı kategorisi: Yazarlar

Köfte diyarı Trakya

“Kırklarelili önce 200 gr. rakı (oralarda ölçü gram, duble değil) ısmarlar. 8 köftelik porsiyonun önce 4 köftesi ile rakının yarısını içer, sonra diğer 4 köfteyi yoğurt ile rakısına meze eder.” Kırklareli Üniversitesi’nden Trakya Yemekleri Araştırmacısı Ali Çakır, Trakyalının köfte ile muhabbetini bu sözler ile anlattı.

Geçtiğimiz haftasonu Tekirdağ Süleymanpaşa Belediyesi’nin düzenlediği Trakya Lezzet Şenliği’nde -bence köfte şenliği de diyebiliriz- çok bilgilendirici bir panelden sonra Trakya’nın değişik yörelerinden gelen beş köftecinin müthiş bir gövde gösterisi yer aldı. Kendi ızgaraları ile er meydanına gelen köfteciler etrafı dumana boğarak hem lezzetleri hem de şekilleri farklı köftelerine imzalarını attılar.

İsmet Usta (Tekirdağ Sardunya Köfte) zincir dükkanlar sayesinde çok popürlerleşen ve gerçek tadını artık unutmaya başladığımız Tekirdağ köftesinin gerçek lezzetini hatırlattı. Köftelerinin özelliği dananın döş ve kol kısımlarındaki etin kullanılması. Köfteler bildiğimiz gibi minik ve uzun.

Fazıl Usta (Kırklareli Ahmetbey Köftecisi) dededen kalan üsul ile hazırlıyor köftelerini. Günlük ihtiyacı kadar dananın kol ve kaburga kısmından tek çekim et kullanıyor. But eti kullanmıyor. Püf noktaları kıymaya soğan eklememesi ve etin el ile yoğrulması. Köfteleri önceden yapmıyor. Siparişi aldığı an kıymadan gerektiği kadar bir parça koparıp hazırlıyor. Porsiyonu tane ile değil gram ile satılıyor. Köfteleri büyük ve şişman.

Özgür Usta o akşam Keşan’ın satırla kıyılmış köftesini tattırdı (Yenimuhacir Özen Et Lokantası). “Köftemizin özelliği eti satır ile meşe kütüğünde kıymamız” diyor Özgür Usta. Kuzu etine çok az dana karıştırılarak yapılan köftenin eti, et mercimek tanesi haline gelene kadar kıyılıyor. Bu köftelerin bir başka özelliği de hiç baharat kullanılmaması. Köftelerinin şekli de bildiğimiz yuvarlak veya uzun değil. Kare, büyük ve yassı.

81 yıldır hizmet veren Uzunköprü Köftecisi’den Mustafa Usta “Etin taze ama yeterince dinlenmiş olması gerekir”diyor. Kendi baharat karışımlarını ekledikleri köftelerinin eti dananın üst kol ve kaburgasından. Bu mesleği sürdüren üçüncü nesil “Bu tatlar, bu bilgiler kaybolmasın“ diyerek şubeleşme kararı aldı.

Edirne köftesini ise Osman Usta temsil etti. Kırk yılı aşkın bir süredir köftecilik yapan Osman Usta köftelerinin özelliğini “Etlerimizi kendi yetiştirdiğimiz hayvanlardan, 200 ile 300 kilogramı geçmeyen danalardan elde ediyoruz. Bu köfteler kıymasına ekmek,tuz, karabiber, kimyon ve soğan katılarak yapılıyor. Lezzet sırrını ise şöyle açıklıyor Osman Usta: “Köftenin ateş ile olan mesafesini iyi ayarlamak gerekir”.

Tekirdağ’dan sonra köftenin izini Kırklareli’ye doğru sürdük. Ertesi gün akşam yemeğini ünlü Küçük Mustafa Köftecisi’nde yedik. 1939 yılından beri aynı dükkanda hizmet veren bu köfteci dükkanı içkili olduğu için biraz meyhane gibi de anılıyor. Bütün köftecilerde olduğu gibi köfteye piyaz eşlik ediyor burada da ama nefis bir de yoğurt var. Ağzıma attığım ilk köfteden sonra gözümü kırpmadan, hızım kesilmeden ikinci porsiyonu ısmarladım. Rakının da köfteye bu kadar çok yakıştığını itiraf etmeliyim ki bilmiyordum. Kırklarelililer haklıymış köfte ile yoğurt rakıya şahane meze oluyormuş.

Sabah artık İstanbul‘a dönüş havasına girdik. Önerilen peynircileri dolaşarak birkaç farklı yerden kaşar peynirinin yanı sıra yöreye has olan ekşimik de aldık. Lor peynirine benzeyen ama sütten değil yoğurttan yapılan bir peynir türü ekşimik. Kahvaltılık olarak da hazırlanınca içine yeşil biber ekleniyor. Sade veya biberli olarak da almak mümkün. Peynir alışverişinden sonra sucuklarımızı da alıp ve dönüşe geçtik.

Gönül tabii öğle vakti değişik bir köftecide bir fasıl köfte daha tatmak isterdi. Vaktimiz olmadığından bu kez Ayan Kardeşler Köftecisi’ne uğrayıp evde kendimiz pişirmek üzere köfteler aldık.

Kıssadan hisse Trakya şuracıkta, bir hafta sonunuzu bu köfte diyarına ayırın. Arada bağlara dalıp güzel şaraplarını da tadıverin. Sonbahar tam zamanı…

Deniz Alphan

Yazı kategorisi: Güncel Yorumlar, Sağlık, Yazarlar

SAĞLIKTA MİRASYEDİ TUTUMU ve KAÇINILMAZ SONUÇLAR

 

Kime sorsan, herkes şikayetçi… İlginçtir; Türk insanı, elindeki nimetin kıymetini bilmeyince, nimet de buharlaşmaya başladı.

Açıklayayım: Türk insanının elindeki nimet Türk doktorları ve sosyal devlet anlayışı ile yürütülmeye gayret edilen sağlık sistemi idi.

Diyeceksiniz nimet bunun neresinde? Ben de size anlatacağım ki; bir çok gelişmiş ülkede uzman hekime hastanın ulaşması mümkün değildir. Hatta bölge hemşiresinin ötesine bile geçemeyebilir kişi.

Bizde de vatandaş aynı hafta içinde, ikisi üçü devlette, en az biri özelde bir tabur uzman doktora görünür ve üstüne de bir verim alamadığından da ayrıca yakınır.

Bu anormal bir durumdur. Büyük bir kaynak israfıdır. Bundan daha da önemlisi, asıl gereksinimi olan, daha önemli ve hatta acil hastaların muayene ve tetkik tedavi önceliğini ortadan kaldırmaktadır. Önemli önemsiz, öncelikli önceliksiz, karman çorman insan güruhları uzman hekim mesaisini rast gele harcamakta, hem de kimi zaman boşa harcamaktadır. Büyük yük ve yıpranmaya da neden olmaktadır.

Hastalar marifetmiş gibi; gitmediğim doktor kalmadı diye yakınmaktadırlar.

Bu nasıl bir iştir? Türkiye gibi dev nüfusa sahip, yoksul koca bir ülkede nasıl olup ta, gelişmiş ülkelerin bile veremediği uzman hekim hizmeti hem tekrar tekrar verilmekte , hem de çarçur edilmektedir.

Bana gelişmiş bir ülke ismi söyleyin: ABD, Avrupa, İngiltere ve hatta Kanada. Ben de sizi sanal ve hipotetik olarak o ülkelerde bir hasta olmaya davet edeyim. Duyacaklarınıza ve yaşayacaklarınıza inanamayacak, sanal yolculuk bitip Türkiyemize geri döndüğünüzde eğilip toprağı öpeceksiniz. Yukarıda adı geçen hiç bir gelişmiş ülkede buradaki gibi uzman hekime ulaşma şansınız olmayacak.

Çok varlıklı biri olsanız bile yine de beklemek zorunda kalacaksınız. Ardından alacağınız sağlık hizmetinin düzeyi ve kalitesi de çoğu zaman burayı mumla aratacak.

Peki bu nasıl mümkün oluyordu? Yani Türkiye gibi henüz gelişmesini sürdüren, dev nüfuslu bir ülkede nasıl olur da halk çat kapı uzman hekim hizmetine ulaşıyor ve hatta beğenmeyip aynı gün iskambil kağıdı gibi ikisini üçünü yan yana diziyordu?

Bu sadece bir tek nedenle mümkün oldu; o da Türk hekiminin canı, kanı, emeği, bilgisi ve fedakarlığı ile. Bir de tabii hekimlerimizin çalışma hak ve hukukunu düzenleyip koruyamayan, tam tersine onların üstünden silindir gibi ezip geçerek yükselen sistem nedeni ile.

Eskiyi düşünün: doktor deyince bir ağırlığı, büyük saygınlığı vardı. İnsanlar sizi ayakta karşılar , önünü iliklerdi. Sonra hımmm pratisyenmiş dönemi geldi. Sanki uzman olmayan hekim, hakiki hekim değildi. Sonra uzman hekim de yetmedi halkımıza, yeterince yüksek ve önemli bulmadılar. İlla hoca olsun. Peki hocayı da bulduk. Prof yok mu prof? Bu ne kıymet yıpranmasıdır kardeşim? Bu ne biçim tüketimdir?

Fakat deniz de tükeniyor. Ülkemizde hekimler ve hekimlik, özellikle de uzman hekimlik tükeniyor.

Har vuruldu , harman savruldu, onlar da bizim insanımız olan hekimlerin suyu sıkıldı. Geriye kof posa kaldı. En kıymetli insan kaynağımızı, en zor yetişen ve en önemli meslek grubumuzu pas pas yapıp ayaklar altında çiğnedik. Meslek onuruna, bilgisine, eğitimine, fedakarca çalışmasına toplumca çizik attık.

Günde 100 , o da yetmedi 150-200 hasta baktırdık ve insanlıktan çıkardık. Çileden çıkardık. Beden ve ruh sağlığını aldık hekimlerin. Toplum olarak köle gibi tepe tepe kullandık. Dejenere ettik, dövdük, sövdük, canını aldık. Ama en önemlisi; meslek onurunu, saygınlığını yok ettik. Vakfettigi bir ömür emeğin hak ettiği karşılığını maddi ve manevi olarak vermedik. Üç kuruşa muhtaç halde tuttuk. İnsanca yaşayabilmek için; primci, çarkçı olmaya ittik.

Eskiden hekimlik en kıymetli meslekti, şimdi vah vah diyoruz. Es kaza tıbba giren gençler de ya hasta teması olmayan branşları, ya da kendilerince en borsacı sandıkları bir kaç branşı tercih etmeye çalışıyorlar. Aman nöbeti olmasın, zor olmasın, kazancı en yüksek dal hangisi vb hekimliğin özü ile alakasız öncelikleri var.

Oysa bu ülkenin, tıbbın her dalından iyi eğitilmiş, mesleğine tutkun, insan sevgisi ve insanlığa yardım hisleri ile dolu, nitelikli hekimlere gereksinimi var.

Halen sistem içinde çalkalanan meslektaşlarımız ise yıpranmış durumda. Olağanüstü boyutlarda bir insani ve mesleki yıpranma yaşıyoruz.

Bravo bize toplum olarak. En önemli değerlerimizden biri olan Türk hekimlerini tükettik.

Tükendiler. Tükendik. Çok doğal bir sonuç bu.

Kıymetini bilmediğiniz, saygı göstermediğiniz, mirasyedi gibi har vurup, harman savurduğunuz, hor görüp, hor kullandığınız her nimet gibi, kaçınılmaz olarak iyi hekimlik de aldı başını, çekti gitti.

Şimdi meydan; fırsatçılara, simsarlara, sağlık kabzımallarına, tüccar sağlıkçılara, sahtekârlara, bilgisi kıt, cüreti bol, ağzı kalabalık, niteliği meçhul zevata kaldı.

Aman deyim hasta olmayalım…

(Sosyal Medya Paylaşımıdır)

Yazı kategorisi: Ekonomi, Emek Dünyası, Yazarlar

Trakya’da Bir Bağ Rotası: Arcadia Bağları ve Bakucha Hotel

 

Kemal Kaya

Trakya’da 2500 yıldır bağcılık yapılıyor, şarap üretiliyor. Evliya Çelebi 1658’de Kırklareli’ne geldiğinde binlerce dönümlük bağlarla karşılaştığını yazmış. Eski kayıtlarda limanlara şarapların taşındığı “Şarap Yolu” kaydı var. Manda arabalarıyla büyük küp ve fıçılar içerisinde İğneada ve Kıyıköy’e götürülen şaraplar, oradan gemilerle Fransa ve İtalya’ya gönderiliyormuş.

Lüleburgaz ve Istranca Dağları arasında, Tarihi Şarap Yolu’nun geçtiği coğrafyada bulunan Arcadia Bağları‘na misafir oldum. Ülkemizde şarap sektöründe ciddi bir hareketlilik var. Bu yıl gurme olmayan ben bile 2 bağ ziyareti yaptım. Geçen yıl da İtalya’nın Puglia bölgesinin bağlarındaydım. İtalya’nın En Büyük Şarap Üreticisi: Puglia yazıma göz atın isterseniz.

Arcadia Bağları

Arcadia Bağları, Şaraphane ve Bakucha Otel

Kırklareli bölgesinde Cumhuriyet döneminde yapılan ilk büyük modern bağ yatırımı olarak 2000’lerde kurulan Arcadia Bağları, adını Arcadiapolis’ten antik kentinden almış. Hamitabat ve Çeşmekolu Köyleri arasında yer alan bağ, uzun araştırmalar sonucu seçilmiş 2500 dönümlük arazi üzerine büyük emeklerle kurulmuş. Bu koca arazinin sadece 350 dönümü bağ olarak ekili.

Zeynep Arca Şallıel ve Özcan Arca, Fransa’dan Yeni Zelanda’ya dek coğrafyaları dolaşarak biraz dedektiflik, biraz seyyahlık ve işçilik karışımı bir dönem sonrasında, hayallerindeki şarabı çıkarabilecek teruar arayışına başlamışlar.

Trakya’nın tam ortasında Lüleburgazın kuzeyi ile Istranca Dağları arasındaki bölgenin mikrokliması özellikleriyle tercih etmişler. Lüleburgaz’da Arcadia Çiftliği’ni kurarak bağcılığa başlamışlar.

Bakucha Hotel

Terruarın doğal lezzetleri şaraplarına kayıpsız taşınması için tam sekiz yıl beklemişler ve artık hayallerinin ürünü ziyaretçilere ve şarap tadımı meraklılarına sunuluyor.

Özcan Arca, Trakya’nın turizmde sahip olduğu potansiyelin ortaya çıkarılmadığını ve göz ardı edildiğini düşünüyor. Turizmde Arcadia Çiftliği ile Trakya Bölgesi’ni bir eko, agro ve gastro turizm merkezi haline getirmeyi hedefliyor.

Arcadia Vineyards

Sürdürülebilir tarım ve sürdürülebilir turizm anlayışıyla ancak bölgenin kalkınabileceği konusuna ben de katılıyorum. Bu yüzden Türkiye’nin farklı coğrafyalarında sürdürülebilir turizmi destekleyen Gelecek Turizmde projelerine hep destek olmaya çalışıyorum.

Arcadia Bağları

Arcadia Bağları’nda Sauvignon Blanc, Narince, Cabernet Sauvignon, Cabernet Franc, Merlot ve Öküzgözü ve Papaskarası cinsi üzümler yetiştiriliyor. Burası en eski üzüm çeşitlerinden Sauvignon Gris ve Pinot Gris cinsi üzümlerini Türkiye’de yetiştiren tek bağ.

Bağ arazisi ise, rakımı 100 ila 150 m arasında değişen birçok minik tepe, vadi ve vadi içlerindeki meşe korularından oluşuyor. Sürdürülebilir bağcılık ve minimal müdahale anlayışıyla yapılan tarımda, doğada ve üzümde kalıntı bırakan kimyasallar kullanılmıyor.

Arcadia Şarap Bağları

Organik bağlarda kullanılan kükürt seviyesi seksen birimken, Arcadia’nın bağlarında otuz birim uygulanıyor. Onlarca çeşit şarap üretmek yerine, kendine özgü aromalı doğal şarapları üretmekten yana emek gösteriyor. Zeynep Hanım her zaman butik kalacaklarını hep vurguluyor.

Beyaz şarapta iddialı bir üretici olan Arcadia’nın, Istanca Dağları’na yakın konumu ve gece ile gündüz sıcaklık farkı sayesinde, üzümler yüksek asitli, yoğun tanenli ve dengeli beyaz şaraplara oldukça elverişli. Bağlarda hem asmaların daha dengeli olgunlaşmasını sağlayan, hem de hasatı kolaylaştıran Lyre telli terbiye sistemi kullanıyor.

Trakya Bağları

Arcadia Wines Turkey

Şaraphane

Bağbozumu ile hasat edilen üzümün bağlardan kadehe uzanan sürecinde modern ve geleneksel yöntemlerle bir arada kullanılıyor. “Yerinde üretim” modeliyle bağların tam ortasına şaraphane kurulmuş. Üzümler bağlardan toplanır toplanmaz şaraphaneye getirilip hiç beklemeden işlemeye alınıyor.

Üzümler şaraphanenin özel tasarım dairesel yapısı sayesinde yerçekimiyle, pompa ve benzeri mekanik yöntemler kullanılmadan işleniyor. Şaraplar da en saf haliyle burada şişeleniyor. Şaraphanenin ortasından, doğal serinlik ve nem oranı için en uygun mekân olan yer altına, toprağın altındaki mahzene bir kapı açılıyor. Şaraplar üç kat meşe fıçı sırası ile ardından da şişelerde dinlendiriliyor.

Lüleburgaz Arcadia

Şarap Çeşitleri

Arcadia’nın 350 dönümlük bağ arazisinde, dokuz farklı cins üzüm yetiştiriliyor: Cabernet Sauvignon, Cabernet Franc, Merlot, Sauvignon Blanc, Sauvignon Gris, Sangiovese, Pinot Gris, Öküzgözü ve Narince. Şaraba yatkınlıkları, toprağa ve bölgeye uyum gösterebilme özelliklerinden dolayı Sauvignon Blanc, Sauvignon Gris ve Pinot Gris üzümleriyle çalışmayı tercih etmişler.

En eski üzüm cinslerinden olan ve çok değerli şarapların yapımında kullanılan Sauvignon Gris üzümü, Türkiye’de ilk kez Arcadia Bağları’nda yetiştiriliyor.

Şarap Tadımı

Arcadia Bağları’nda, en ünlü olan şarap elbette Arcadia Gris. Türkiye’de Sauvignon Gris ve Pinot Gris üzümlerinin yetiştirildiği tek yer burası ne de olsa. Arcadia Gris biberiye, narenciye, limon ve çimen aromalı tatlı bir şarap.

Arcadia Şarapları

Arcadia Odrysia Narince ise şeftali, nektarin, narenciye gibi bol meyve aromalı yumuşak bir beyaz şarap. Bordeaux blend kırmızı bir şarap olan Cabernet Sauvignon, Merlot & Cabarnet Franc ise, orman meyveleri, baharat, çikolata, bal aromaları ile dengeli, orta gövdeli güzel bir şarap.

A Cabernet Franc, tatlı baharatlı, aromalı, tanenli, biraz asitli ancak kadifemsi. Pinot Gris Rose ise, yaza uygun hafif ve asitli bir rose çeşidi ve ben pek rose türü şarapları sevmem. Late Harvest-Botrytis, geç hasat edilen Sauvignon Blanc üzümlerinden yapılan, bal ve narenciye aromalı, yarı tatlı beyaz şarap.

Narince Şampanya ise, narince üzümlerinden sınırlı özel yapım prosecco stili şampanya. Narince Şampanya, yalnızca Bakucha Otel’de konaklayan misafirlere ikram ediliyor. Ben tatma fırsatı bulamadım.

Bakucha Otel

Bakucha Otel, harika bir manzaraya sahip 18 odalı butik, şirin bir otel. Açık yüzme havuzundan, manzaralı saunaya, masaj ve terapi SPA’sından, tavandan yerlere dek uzanan camlı restoranına dek her şeyi hoş.

Bakucha Otel

Bakucha Otel, sıcak, doğal ve sevimli bir bağ oteli. Doğanın içerisinde sade ama konfor için her şeyin düşünüldüğü bir otel burası. İstanbul kalabalığından kaçmak isteyenler için tam bir sığınak olmaya aday. Bakucha Otel, yıl boyunca açık.

Adres: Hamitabat Köyü Lüleburgaz, 39750 Kırklareli
www.arcadiavineyards.com, www.bakucha.com
Tel: 0 (533) 514 14 90

Arcadia Bakucha Hotel

Misafirlere sunulan kahvaltı ve akşam yemeklerinde kullanılan tüm ürünler de aynı sistemle kendi bostanlarından elde ediliyor. Hepsi kimyasal kullanılmadan üretilmiş; doğal ve lezzetli. Zengin kahvaltılar öğlen 12’ye kadar sürdüğü gibi, akşam yemeklerinin de süresi hayli uzun. Amaç sohbetle ve şarabın tadını çıkararak, yemeği şölene dönüştürmek olmalı zaten. Arcadia Bağları’na şarap tadımı için gelmeden önce randevu almanız şart.

Trakya coğrafyasında Edirne gezilecek yerlerin başında geliyor. Bölgede çok sayıda kültürel miras var. Kuzeydeki longoz ormanları ise UNESCO Biyosfer Koruma alanı için aday. İstanbul’dan sadece birkaç saat uzaktaki bu güzel coğrafyada kafa dinlemek için Arcadia Bağları ve Bakucha Otel şahane bir aday. Şahane Bali masajı yaptırmayı da unutmayın derim!

Yazı kategorisi: Güne Ses, Genel Yorumlar, Nazmi Metin, Yazarlar

Yazı ve söz

 

423708_364413536912385_813345828_n-1

Bilgi birikimi ve deneyim zengini olan insanlar konuşarak, böyle bir birikimin fakir fukarası olanlar ise, giderek vahşileşen kavga dövüşten ibaret bir hayatı paylaşarak yaşarlar…

Adaletli Kalkınma başlığı altında toplanan bir programla hükümet olanların yaklaşık ondört yıldır yönettikleri ülkemizin mevcut halini anlatan bu satırlar gibi çok şey yazıldı, çok söz seslendirildi yıllardır…

Ülkenin kurucu değerlerini koruyup kollayarak yaşama onuruna sahip çıkanlara ülkenin geleceği ile ilgili çok şeyler anlatan o yazı ve sözlerin, hayatla ilgili bütün kaygıları midesel gelişmelere bağlı olan çoğunluğa vızıltı etkisi yaptığı ortadadır…

Okumak bilgilenmeye, bilgilenme yazı ve söze, yazı ve söz dile, dil ortak sese dönüştüğünde uygarlaşma ve çağdaşlık ülkelerin ortak değeri olur.
(Nazmi Metin-14 Ocak 2017)

Yazı kategorisi: Güncel Yorumlar, Güne Ses, Genel Yorumlar, Nazmi Metin, Yazarlar

Sığırlaşma oranı

 nazmi-metin-6

Bir araştırma yapılsa dünyada,
İnsanın toplu yaşam alanlarında,
Can ve mal emniyeti açısından,
Tehlikeli boyutlarda, adeta salgın ayarında,
SIĞIRLAŞMA oranın artışı konusunda ülkemiz;
İnsan hayatını cehenneme çeviren,
Her konuda olduğu gibi,
Tartışmasız yerini alır ilk sırada.
 
Örneğin insanın yaşam alanlarından kentler,
Kentlerin belirgin özellikleri siteler,
Sitelerdeki blokları oluşturan çok katlı evler,
Mesleğinin Cin Alisi olan müteahhitlerin,
Çürük çarık iş ürünlerini anlatan,
Çoğunluğuyla tavan betonları karton,
Duvarlarıyla işin kağıt gibisini andırdığından,
Özellikle gece yarısından sonra,
İnsana benzeyen bazılarımızın,
Sığırlaşma oranlarını böğürtüleriyle anlatmakta.
 
Caddeler, sokaklar, şehirlerarası yollar,
Yaya kaldırımları, parklar, lokantalar ve sahiller,
Vapurlar, trenler, otobüs ve minibüsler,
İnsani tepkiler karşısında bile,
Anında sığırlaşabilen insansılarla dolmakta.
 
Özellikle son yıllarda ülkemde,
Yerde, gökte, suda, karada onlar…
Çoktandır kırık dökük halleriyle varla yok arası olan,
Toplumsal hayatımızın bütün dokularına işleyerek,
Hayatlarımızı egemenlikleri altına almakta.
 
Yok edemedikleri kalan insanlığımızla eğer biz,
Çağdaşlık konusunda bildiklerimizle bir an önce,
Son zamanlarda çekilmeyi yeğlediğimiz,
Küçük gruplar halindeki gettolarımızdan çıkarak,
Hayatı yaşayan can için daha yaşanır yapmanın,
Asıl ve etkin dinamiği,
Düşünen beynimiz atan yüreğimiz toplumsallıkta,
Buluşma yürüyüşünü bir an önce başlatmazsak,
Mevcut gelişmeler ve her şey,
SIĞIRLAŞMA dalgasının altında kalacağımızı haykırmakta.

(Nazmi Metin-06 Aralık 2016)

 

Yazı kategorisi: Edebiyat, Güncel Yorumlar, Güne Ses, Güne Ses, Genel Yorumlar, Nazmi Metin, Sanat-Edebiyat, Yazarlar

Biz Biliyoruz ki…

018-2

Okuyorsanız bilmek için…

Bakıyorsanız anlamak için…

Yazıyorsanız aydınlatmak için…

Yaşıyorsanız güzelleştirmek için…

Hemen yarın değilse bile…

Bir gün mutlaka…

Çok şey güzel olacak…

Bizim için.

 

Çünkü biz biliyoruz ki…

Bilen…

Anlayan…

Aydınlatan…

Güzelleştiren…

Her insan birer su damlası…

Yaptıklarıyla emeğini yağarak

İnsanın düşünce nehirlerinden…

İnsanlık okyanusuna akan.

 

Ve inanıyoruz ki…

Ülkesi ve insanı için…

Özverili çabalarla üreten her insan…

Umuttur ortak hayatımıza tohum çatlatan.

(Nazmi Metin-03 Aralık 2016)

Yazı kategorisi: Edirne, Güncel Haber, Güncel Yorumlar, Genel Yorumlar, Uzunköprü Haberleri, Yazarlar

YENİ ÇİPLİ EHLİYET ÇIKARMAK İÇİN GEREKLİ BELGELER

yeni-ehliyetler-icin-istenecek-belgeler-belli-oldu-6381160
Yeni ehliyet dönemi 2016 yılında başlıyor.Peki Yeni Ehliyet çıkartmak için hangi belgeler gerekli olacak? Yeni ehliyetler için gerekli olan belgeler hangileridir?

Yeni ehliyetler için istenecek belgeler belli oldu
Ehliyetlerini değiştirmek isteyen sürücülerden biyometrik fotoğraf, sağlık raporu ve parmak izi istenecek. Ehliyet verme işlemleri de 1 yıl içinde Emniyet Genel Müdürlüğü yetkisinden alınarak nüfus müdürlüklerine devredilecek.
İçişleri Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, Karayolları Trafik Yönetmeliğinde yapılan değişiklikle mevcut sürücü belgeleri 1 Ocak 2016’dan itibaren değiştirilmeye başlanacak. Bu kapsamda mevcut sürücü belgeleri 5 yıl içinde yeni tip sürücü belgeleriyle değiştirilecek. Yeni sürücü belgeleri, uluslararası standartlara sahip olduğu için diğer ülkelerde de kullanılabilecek.
Yeni sürücü belgeleri için vatandaşlardan şu belge ve işlemler istenecek:
“Tek hekimden alınan ‘Sürücü olur’ sağlık raporu, 1 biyometrik fotoğraf, parmak izi, sürücü belgesi değerli kağıt bedeli ile hizmet bedeli olan 15 liranın anlaşmalı bankalara yatırıldığını gösteren ödendi belgesi.”
Vatandaşlar bu belgelerle emniyet müdürlüklerinin trafik tescil şube müdürlüklerine başvuracak.
POSTAYLA TESLİM EDİLECEK
Yeni tip ehliyetler tek basım merkezinde basılıp sürücülerin adresine postayla gönderilecek. Yeni tip sürüsü belgeleri, minibüs, otobüs, kamyon ve çekici sınıfları için 5 yıl, motosiklet, otomobil, traktör ve iş makinesi sınıfları için 10 yıl geçerli olacak. Ehliyetler, bu sürenin sonunda, sürücü sağlık kontrolünden geçirilerek yeniden düzenlenecek. İlk defa sürücü belgesi alanlar ile herhangi bir sebeple sürücü belgesi iptal edilmiş olup da yeniden sürücü belgesi alanlar, belgenin alındığı tarihten itibaren 2 yıl süreyle aday sürücü olarak kabul edilecekler.
17 SINIF OLACAK
9 sınıftan oluşan mevcut sürücü belgelerinin aksine yeni tip sürücü belgesi 17 sınıftan oluşacak. Otomobil ve kamyonet kullanmak için B, kamyon ve çekici kullanmak için C, minibüs kullanmak için D1, minibüs ve otobüs kullanmak için D sınıfı ehliyete ihtiyaç duyulacak. Lastik tekerlekli traktör kullanacaklar F, iş makinesi kullanacaklar ise G sınıfı sürücü belgesi alacaklar. B sınıfı sürücü belgesiyle kullanılan araçlara takılan ve azami yüklü ağırlığı 3 bin 500 kilogramı geçmeyen römork içeren birleşik araçları kullanmak içi “BE” sınıfı ehliyet istenecek.
Azami yüklü ağırlığı 3 bin 500 kilogramın üzerinde olan ve 7 bin 500 kilogramı geçmeyen kamyon ve çekiciler için C1 sınıfı ehliyet gerekecek. C sınıfı sürücü belgesiyle kullanılan araçlara takılan ve azami yüklü ağırlığı 750 kilogramı geçen römork veya yarı römorktan oluşan birleşik araçlar için “CE” sınıfı ehliyet istenecek.
İki, üç ve dört tekerlekli motorlu bisikletler için M, silindir hacmi 125 santimetreküpü, gücü 11 kilovatı ve gücünün ağırlığına oranı 0,1’i geçmeyen sepetli veya sepetsiz iki tekerlekli motosiklet ile gücü 15 kilovatı geçmeyen 3 tekerlekli motosikletler için A1 sınıfı ehliyet gerekecek.
NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİ YETKİLİ
Meclis’te bekleyen yeni yasa tasarısı ile ehliyet verme işlemleri 1 yıl içinde Emniyet Genel Müdürlüğü yetkisinden alınarak nüfus müdürlüklerine devredilecek. Ancak hükümet isterse bu süreyi uzatabilecek.

Yazı kategorisi: Genel Yorumlar, Yazarlar

Uzunköprü Ses 28 YAŞINDA

Uzunköprü’nün Çağdaş Yaşam Değerlerini Savunanların Ortak Sesi…
Uzunköprü Ses 28 YAŞINDA

cropped-cropped-cropped-cropped-ses26-eylc3bcl-2011-1-81.jpg

İlk Yazılardan…

UZUNKÖPRÜ

Uzunköprü, Türkiye’nin küçücük bir parçası…
Uzunköprü’de yaşayan insanlar 55 milyonluk nüfusumuzun 35 binlik küçük bir topluluğu.
Bu toprak bu ülkenin bir parça bereketi…
Bu topluluk bu ülke insanının küçük boyutlu aynasıdır.
Bereket tozlu kasalarda…
Bereket rutubetli depolarda…
Bereket, “Bilmem nerelerde!..”
***
Duyarsızlıklarımıza yeni duyarsızlıklar sürgün verirken, o küçük boyutlu ayna tozlanmakta…
Tozlanan ayna siyah bir boşluk yaratmaktadır.
Dikkatlice bakıldığında bu siyah boşluğun içinden sırıtan acı gerçek, ilçe yaşayanlarının en önemli konularda dahi sosyal dayanışmayı bir türlü oluşturamadığı gerçeğidir.
Örnek mi?..
İşte hastane sorunu.
Aylar önce başlatılan, “Uzunköprü ve Uzunköprülülere yaraşır 100 yataklı hastane kampanyası” aylar geçmesine karşın ses seda yok…
Uzunköprü burada, Uzunköprülülerde…
Ortada ise, bir sorun olarak var olan yaşanılası Uzunköprü.
Yaşanılası Uzunköprü’yü yaratacak olan bir başkası değil Uzunköprülülerdir.
Haydi Uzunköprü!..
Yaşanılası bir Uzunköprü için dayanışmaya. (12.01.1989-Ses gazetesi)

%d blogcu bunu beğendi: