Kış Lastiği Uygulaması 1 Aralık ta Başlıyor

    12249959_912981315423775_6234039295292623421_n

Her yıl olduğu gibi 1 Aralık tarihinden itibaren şehirler arası yollarda yolcu ve eşya taşımacılığı yapan araçların zorunlu olarak  kış lastiği takma uygulaması başlayacaktır. Bu uygulama zorlu kış şartlarına karşı önlem almamış, sürücünün kendisinin, diğer sürücülerin ve yolcuların mağdur olmaması için hayata geçirilmiştir.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının 2012 yılında çıkardığı “Araçların Yüklenmesine İlişkin Ölçü ve Usuller ile Tartı ve  Boyut Ölçüm Toleransları Hakkında Yönetmelik” şöyle demektedir ;

“Yolcu ve eşya taşımalarında kullanılan araçların 1 Aralık ile 1 Nisan tarihleri arasında kış lastiği kullanmaları zorunludur. Hava şartlarının gerektirmesi halinde söz konusu tarih aralığındaki süre Bakanlıkça 1 ay artırılabilir.”

Bu yönetmeliğe uymayan aracın işletenine  kanun çerçevesinde bakanlığın verdiği yetkiye dayanarak 2016 yılı içinde, trafik görevlilerince 602 Türk lirası tutarında idari para cezası karar tutanağı düzenlenir ve bu araçların lastiklerini uygun hale getirebilecekleri en yakın yerleşim birimine kadar gitmelerine denetimle görevli olanlar tarafından izin verilir.

Yönetmeliğe uymayan araçları denetlemeye, Bakanlığın yetkilendirdiği Bakanlık personeli ile Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının sınır kapılarındaki birimleri ve belediyelerin denetim birimleri yetkilidir.

Ayrıca yönetmelik uluslararası taşımalarda kullanılan yabancı plakalı araçlar içinde geçerli olacaktır.

Kış lastiği takma zorunluluğu hususi otomobiller için geçerli değildir, ancak valilikler hava şartlarının durumuna göre hususi otomobiller içinde kış lastiği takma zorunluluğunu hayata geçirebilirler, bunun için araç sürücüleri bu mevsimde valilik açıklamalarını yakından takip etmelidir.

Geçen kış şehirler arası yük ve yolcu taşıyan 3 bin 300 ticari araç sahibine, kış lastiği takmadıkların için 1 milyon 950 bin lira para cezası uygulanmıştır.

Ticari araç sürücüleri son güne kalmadan kış lastiklerini taktırmalıdırlar.

Ülkemizde meydana  gelen trafik kazaları hem biz araç sahiplerine hem de ülke ekonomimize büyük zararlar vermektedir, bu kazalarda ortaya çıkan ölüm ve yaralanmalarda ise bir çok aile üzüntü içinde, acı içinde kalmaktadır. Biz araç sahipleri ve sürücüleri gerekli tedbirleri alarak özellikle kış mevsiminde araçlarımızda mutlaka kış lastiğimizi takmalı, takoz , zincir, çekme halatı gibi ekipmanları yanımızda bulundurmalıyız.

Hayatta herşeyi riske atabiliriz ancak hayatımızı riske atmamalıyız. Yolunuz açık, geleceğiniz aydınlık olsun.

METİN DEMİRTAŞ

Trafik Bilgisi ve Direksiyon Eğitmeni

Asıl Kaybımız

600626_1401484500080271_965007313_n (1)600626_1401484500080271_965007313_n (1)

 

Meriç doğduğum yer, Uzunköprü geleceğimi şekillendirdiğim yerdir benim.

Onun içindir ki, doğduğum yer Meriç’e bakarken aklın yürek merceğini… Geleceğimi şekillendirdiğim yer Uzunköprü’ye bakarken aklın beyin merceğini kullanırım.

Yaklaşık 34 yıl yoğun bir sorumluluk duygusu baskısıyla yapmaya çalıştığım gazeteciliğimin anlama ve açıklama yaklaşımı bu yöntem olmuştur.

Meriç’in, ova ve nehir zenginliğinin anaçlık ettiği toprak bereketi varlığında yaşadığı göç olgusuna bakarken, yaptığım haber ve yorumlarda bu yaklaşımın ince işçilik çabaları görülür.

Yazılar, mevcut toprak bereketinin oluşturulacak birlik ve dayanışma güç birliğiyle nasıl bir arada yaşamanın kaynak zenginliğine dönüşebileceğinin ipuçlarını verir.

Uzunköprü’nün yakın geçmişi, Ergene ırmağı ile Ergene ovasının sunduğu kültürel ve ekonomik gelişmişlik olanaklarının, bir arada yaşamanın olmazsa olmazı olan insanlar arası birlik ve dayanışma yokluğunda nasıl heba edildiğinin haber ve yorum örnekleriyle doludur, o tarihlerde yayımlanan Adalet gazetesi ile Ses gazetesinin sayfaları.

Osmanlının Rumeli’ye geçişi sırasında kurduğu yerleşim yeri olan Uzunköprü’nün, yaşayanlarının bolca ve hazır bulup, mirasyedi bencilliğiyle har vurup harman savurduğu tarihi değer zenginliğini yitirişinin de tanıklık kayıtları vardır yazdıklarımda.

Günümüzde ne kalmışsa Meriç ve Uzunköprü’nün yakın geçmişinde var olan doğal ve tarihi zenginliklerine dair, tarafımdan haber ve yorum olarak gazete sayfalarına yazılanların… Kınama tonu ağır basan, sorumlulukları yakalara yapışarak hatırlatma ayarı yüksek olan eleştirel konuşmaların bir nebze payı vardır.

Yazdığım gazete sayfalarında yer alan bu gerçek, konuların ilgilileri tarafından topluluklar içinde yüksek sesle söylenmese de, ancak toplu yemeklerde birkaç tek attıktan sonra gerçeğe dil çözebilen o ilgililer tarafından kulağıma fısıldanır.

Ülkelerin ve yerleşim yerlerinin sahip oldukları bütün kazançların ve yaşadıkları kayıpların asıl nedeni, toplumsal birliktelik temelli üretimlerin dinamiği olabilen insan zenginliğidir.

O günlerden bu günlere…

Yaşadıklarımdan anladığım…

Bir yerleşim yerinin ve ülkenin asıl kaybı…

İnsanına yaşattığı…

Umut kırıklıkları ve sonuçlarının ortaya çıkardığı…

Sorumluluk duygusu kaybıdır.

(Nazmi METİN-20 Kasım 2016)

 

UZUNKÖPRÜ BELEDİYESİ ERGENE ŞEHİR STADI YENİ SEZONA HAZIR

+çim Saha-1

+çim Saha-2

Uzunköprü Belediyesine ait Ergene Şehir Stadının maç sezonuna hazır olduğu açıklandı. Yazılı olarak yapılan açıklamanın tam metni şöyle;

“Uzunköprü Belediyesi Ergene şehir stadının geçtiğimiz sezonun ardından bozulan çim zemini yaz boyunca yapılan iyileştirme ve bakım çalışmaları sonucunda uygun hale getirilmiştir.

Halihazırda şehrimizde faaliyet gösteren futbol takımları ile okulların futbol takımlarının antrenman ve maçlarını oynadığı çim sahamızın zemininin korunması için gerekli çalışmalar yapılmaya devam edilmekte olup ayrıca zeminin bozulmaması için gerekli önlemler alınmaya devam edilecektir.”

Söylem Afyonu ile gün geçirenlere…

Nazmi METİN-siyah beyaz-1
Nazmi METİN

Ülkenin ve bölgenin halk ilgisizliği ile…
Yönetsel siyasi iradenin gereğinden fazla ilgili (!) olması yüzünden, derneksel örgütlülüğü daha cenin halindeyken boğazlamaya hazır ve nazır koşullarda var olabilen bir sanat derneğidir, Trakya Ressamlar Derneği…

Yörenin güzel sanatlar alanında üretken olan insan dinamiklerini bir çatı altında toplayarak, sanat üretim ve paylaşım aşamalarında etkin güç birliği oluşturmak amacıyla kurulan derneğin yaptığı ilk çalışma, doğum yeri olan Edirne’de Sanat Üretim ve Paylaşım Atölye-Galerisi açmak oldu…

Hangi koşullarda var olduğunun bilinciyle örgütlenme çalışmalarına hız veren dernek, bir yandan il ve ilçelerde temsilcilerini belirlerken diğer yandan ilk sergisini 5-15 Mayıs 2014 tarihleri arasında Edirne Ticaret ve Sanayi Odasında gerçekleştirdi. “1. Örgütlü Sanat İçin Dayanışma Sergileri Edirne Buluşması” başlığı altında gerçekleşen serginin amacı, sanatçı sanatsever dayanışması oluşturarak dernek örgütlülüğünü güçlü kılmaktı…

Derneğin bu sergide, örgütlülük algısının bütün kesimlerde mide gurultusu ile para şıngırtısına yerini bıraktığı bir ülkede, sanat yapmanın ve onu insanlarla çağdaş ortamlarda paylaşmanın nasıl bir çaba gerektirdiği gerçeğiyle yüzleşmenin inat kazanımı oldu…

Hazırlık süreci yerel basın aracılığı ve davetiye dağıtımıyla yoğun bir şekilde duyurulan, Edirne Belediyesinin davetiye, afiş ve kokteyl desteğini alan ilk serginin açılışına ilin valisi ile belediye başkanı katılım göstermedi…

O günlerde tayin gerilimi yaşayan valinin katılmayışı neyse de, başkanı olduğu kurumun yapılışına katkı verdiği bir sergi açılışına çiçeği burnunda başkanın katılım göstermeyişi, söz konusu yüzleşmenin etki gücünü arttıran nedenlerdendi.

Dernek 18-28 Ekim 2014 tarihleri arasında 2. Sergisini Devecihan Kültür Merkezi sergi salonunda gerçekleştirdiğinde de ilin önde gelen bu 2 temsilcisi Edirne’de kurulan, adı “Trakya” ve başkanı Edirneli olan ve düzenlediği etkinlikte “örgüt” ile “dayanışmayı” bir araya getiren derneğin etkinlik açılışına katılmama geleneğini bozmadılar.

2014 yılı mayıs ayında ETSO Salonunda yapılan ilk Sergide ulusal ve uluslar arası 23 ressamın 65 çalışması…

2014 yılı Ekim ayında Devecihan sergi salonunda yapılan 2. sergide yine ulusal ve uluslar arası 34 ressamın 86 çalışmasının sergilendiğini hatırlatıyorum.

Edirne’de vali ile belediye başkanının katılım göstermediği etkinlik açılışlarına, atananlarla seçilenlerden oluşan protokol listesini oluşturan isimlerinde katılma zahmetine girmedikleri bilinen ve örnekleri bolca sergilenen bir tavırdır.

Bu anlamsız tavır ve düzeysizlik bolluğunda, sergi açan sanatçıların sergi salonu görevlilerinden saygı görmesi beklenebilir mi?

Sanatçılar resimleri taşır ve asarken görevlilerin ortadan yok olması kimlerin ayıbı olabilir?

Kültür ve Turizm Bakanlığına ait bir kuruluşun çatısı altında görevliler tarafından aşağılanan bir sanat ve sanatçı gerçeği o kurumu yönetenlerin ayıbı değil midir?
Bir sanat derneği tarafından düzenlenen uluslar arası katılımlı etkinliğe gereken ilgi ve özeni göstermek o ilin ortak kazanımı değil midir?

Velhasıl…
İlin yöneticisi ve görevlisi düzeyinde gördüğümüz yoğun ilgisizlik ve ayıp bolluğu nedeniyle ne kişisel ne de dernek olarak bir daha Edirne’de sergi açmama kararı aldığımızı duyuruyor ve diyoruz ki;

Edirne’nin güzel sanatlara gereksinim duymayan estetik özürlü üst ve orta kesimleri katılma gereği duymasa da, Dernek var ve her ay ülkenin bir başka il ve ilçesinde “TRED-Örgütlü Sanat İçin Dayanışma Sergileri” başlığı altında düzenleyeceği sergi etkinlikleriyle var olmayı sürdürüyor, sürdürecek.

Yazının burasında yeri gelmişken…

Her alanda örgütlülüğün halk demokrasisi ile çağdaş ve uygar insan çoğunluğunun can damarını oluşturduğuna inanan…

Bu inancını her koşulda mücadele dinamiği yapan toplumsal eylem adamı olarak diyorum ki;

“On yıllardır, halkın Cumhuriyet kaygılarından beslenerek koltuklara yerleşen…
Halkın bu kaygılarını yaptırım gücü yüksek kitlesel tepkilerle besleyerek etkin hale getiren çalışmalar yapmak yerine söylem afyonuyla idare eden…

Söylemleriyle sosyal demokrat, yaptıklarıyla aslını otuz iki dişi çürük bir halde sırıtan her alanda ki siyaset cambazlarına kişi ve çevre olarak artık oy yok,…
Söz, yazı ve gazete desteği de yok.”

KÖPRÜBAŞI KAZA SİNYALİ VERİYOR BUNU GÖRMENİZ İÇİN ÖLÜM MÜ GEREKİYOR?

 Bu Çirkinlik abidesi Uzunköprü'nün Girişine Yakışıyor mu

Uzunköprü’nün yaya ve araç ulaşımında önemli noktalarından olan tarihi köprümüzün ilçe yönündeki girişinde, günün her saati tam bir araç ve yaya trafiği kördüğümü yaşanıyor.

İnsanın yaşam hakkına ve ilgili kurumların bu yöndeki sorumlulukları konusunda bilinçli olanların dikkatini çeken ve yakınma konusu edilen o kördüğüm, Ses Gazetesinin yıllardır sıkça yazdığı ve haber takibi yaptığı konuldan sadece birisi.

İlçenin tarım kesimine hizmet sunan banka, oda, resmi daire ve tüccar erbabının bulunduğu yerlere ulaşmak isteyen yayaların kazaya belaya uğramamak için, can havliyle koşuşturmalarının söz konusu alanda akış halinde olan araç yoğunluğuna karışarak, arapsaçına dönüşmesiyle ortaya çıkan trafik kördüğümü yıllardır sürüyor. Kıl payı atlatılan bir kazanın yaşanması yüzünden konuyu gündeme getirmemize rağmen hala herhangi bir düzenlemeye gidilmedi.

Otobüs terminalinin Sanayi sitesi karşısındaki terminale alınmasıyla çözülen trafik kördüğümü, terminalin cep şekline getirilerek tekrar eski yerini almasıyla, trafik akışı sorunu düğüm düğüm kördüğüm olmuş durumda.

Bazı günler gerçek bir keşmekeşi andıran ve ölümlü kaza olasılığını arttıran bu trafik kördüğümünün durumu yıllardır ortada ve bir ilgilisini, bağır çağır olmuş bir halde aramakta.

Bizim tekrardan alarak sorunu yazma nedenimiz…

Bunca ilgili bolluğunda, hayat memat meselesi olan böylesi bir konunun ortalık yerde sırıtıp durmasından.

Biz biliyoruzki, ortada varsa bir kördüğüm..

Halk adına talebimiz olacaktır; gelsin çözüm.

Sayın bayların ilişkileri tazelemek için gittikleri yerlerde adaşlarıı ilgililerin, böylesi kördüğümlere kafa yorarak çözüm buldukları için, bizimkilerin fazla kafa yormalarına gerekte yok aslında.

Yaptıklarına şöyle bir dikkatlice bakarak ve tercüman kanalıyla ısararla sorarak yapmaları gerekenleri öğrenip uygulayabilirler kanımca.

Ve bizim köprübaşını ilgili sorumluluğuyla görmeniz içinse; akıp giden hayatın aniden duran anlarında insanın korkuyla yürek atışını hissetmek gerekir.

Köprübaşındaki trafik kördüğümüne baktığımda ben, bunca olanak zenginliğinde bir türlü harekete geçirilemeyen ilgili uyuşukluğunu görüyorum. Konuyu kaçtır yazmama rağmen hala gördüğümün o uyuşukluk olmasını, insana değer verilmemesi olarak anlıyorum.

O zaman ilgililere soruyorum:

Bu ülkede vergiler ne için ödeniyor?

Nazmi METİN