Yazı kategorisi: Çevre, Emek Dünyası, Genel Yorumlar, Tarım

Tohumların kurumsal hırsızlığına direniş: Navdanya Hareket

Tohumların kurumsal hırsızlığına direniş: Navdanya Hareketi

Gıdanın biyoyakıta sapması, gıda hakkının varlığını inkar eden milyonlarca spekülasyon, gıdaların kontrolsüz fiyat artışına katkı sağlamış oldu. Bizim arılarımızı, kelebeklerimizi ve yer solucanlarımızı, zehirli kimyasalların kullanımı ile öldüren endüstriyel tarım aynı zamanda biyoçeşitliliği de yok ediyor.

tohum-takas-2

Endüstriyel tarım, gıda güvenilirliğine tehditler oluşturan ve tarımı istikrarsızlaştıran küresel iklim krizine sebep olan sera gazlarının yüzde 40’ından da sorumludur. Ancak karşılaştığımız en büyük tehlike tohum kontrolü yoluyla çiftçi ve toplulukların elinden alınan ve birkaç kurumsal tarım şirketine bırakılan gıdamızdır.

Pamuk tohumunun, tarım şirketinin tekeline geçmesi ile Hindistan’da çiftçi intiharları çokça artmıştır. Hindistan’da çeyrek milyon çiftçi, Monsanto gibi büyük tarım devlerinin üretim maliyetini artıran ve yenilenemeyen tohumların yüksek maliyetleri sebebiyle borçlanmış, borçlarını ödeyemeyince de intihar etmiştir.

Genetiği ile oynanmış tohumlar, tohum patentleri ve küresel tarım şirketlerince oluşturulan tohum tekeli gibi sorunların üstüne gitmek için 1987 yılında Navdanya Hareketi başlatıldı.

tohum-monsanto

Şirketlerin tohum egemenliğine son vermek ve tohumun, toplumdaki tüm bireylerin yararlanacağı doğal kaynak olduğunu göstermek için çıkılan bu yolda, 60 tohum bankası kuruldu. Biyoçeşitliliği koruyarak, ekolojik tarım yöntemleri ile üretilen gıda, çiftçilerin maliyetini azaltırken tane başına daha yüksek verimli olduğu kanıtlandı. Ancak bu çabamız karanlık bir odadaki cılız bir lamba gibi. Her şeye rağmen biz olabilirliğin ve alternatiflerin lambasını açık tutuyoruz. Ancak içinde bulunduğumuz acil gıda durumu, çok daha büyük sorumluluklar için bizleri çağırıyor.

tohum-monsanto-2Gıda hareketleri tohumdan masaya, köyden şehre ve güneyden kuzeye dek tüm dünyada bütünleşik olmalı. Bizlerin, tohumlarımızın, toprağımızın, bedenlerimizin ve sağlımızın suistimalini durdurmak yerine dev tarım şirketleri ile iş birliği yapan hükümetlerin rolüne ve küresel gıda kontrolüne meydan okumak için daha güçlü olmaya ihtiyacımız var.

Michelle Obama’nın Beyaz Saray’da organik bir bahçesi var, ama Obama yönetimi, genetiği değiştirilmiş gıdaları Amerika’da ve dünyada yaygınlaştırmaktadır. Aynı zamanda Amerika-Hindistan nükleer anlaşmasını imzalayan Bush ve Singhtarafından 2015 yılında imzalanan, Amerika-Hindistan tarım anlaşmasında Monsanto, ADM ve Walmart’tan kurul temsilcileri vardı.

Gıda sistemlerimizin gaspı, demokrasimizin gaspıdır.

tohum-monsanto-4

Tam da bu nedenle gıda demokrasisini, hayatta kalma ve özgürlüğümüzün temel savunması olarak sağlamak zorundayız. Ya bu savunmayı sağlayacağız ya da bir süre sonra gıda diktatörlüğü aracılığıyla tüm gıda sistemlerimizin çöküşünü yaşayacağız. Dirençli bir gıda demokrasisi inşa ederek, kendini çabucak toplama yeteneğine sahip ekosistemlere ve toplumlara güvenerek başarılı olacağız. Bu alternatif için hâlâ şansımız var!

Kaynak: Znet

Yazı kategorisi: Ekonomi, Genel Yorumlar, Tarım

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI, ÜLKE GENELİNDE TAMAMLANAN 2,4 MİLYAR LİRALIK 175 ESERİ HİZMETE ALIYOR…

175 dev eser

·     BAŞBAKAN AHMET DAVUTOĞLU’NUN HİZMETE ALACAĞI ESERLERDEN EDİRNE DE PAYINI ALACAK…

Orman ve Su İşleri Bakanlığı bir gelenek haline getirdiği toplu açılış merasimlerine bu yıl da devam ediyor. Bu çerçevede Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından ülke genelinde yapımı tamamlanan, 2,4 milyar lira yatırım bedelli 175 eser hizmete alınacak. 23 Aralık Çarşamba günü Ankara’da Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından toplu olarak hizmete alınacak eserlerden Edirne de payını alacak.

 Ülkenin geleceğinin ve refahının dev barajlara, geniş ormanlara, sulanan bereketli topraklara bağlı olduğunu vurgulayan Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu “Biz de bu şuurla asırlık hayalleri gerçeğe dönüştürmek için çalışıyor, milletimizin hasretle beklediği projeleri bir bir hayata geçiriyoruz. Bu çerçevede eserlerimizle destan yazdığımız son 13 yılda 100 milyar TL’den fazla yatırım yaptık ve Cumhuriyet tarihimizin rekorlarını kırdık” diye konuştu.

13 yıllık sürede 284 adedi baraj olmak üzere 3.002 adet yeni tesisi ülkeye kazandırdıklarını belirten Prof. Dr. Veysel Eroğlu “Yine bu dönemde toprak ve suyu ağaç korur dedik, daha yeşil bir Türkiye için 3 milyar 350 milyon fidanı toprakla buluşturduk.  Tabii hayatın devamına önem verdik, korunan alanlarımızı arttırdık. Meteorolojide teknolojik bir dönüşüm gerçekleştirerek hava tahmin oranlarımızı yüzde 90’ın üzerine çıkardık” dedi.

Eserleri Başbakan Hizmete Alacak

Hizmet zincirine her yıl yeni halkalar ilave ettiklerinin altını çizen Prof. Dr. Eroğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bakanlık olarak her yıl tesisleri toplu olarak hizmete aldık. Daha önce 10.10.2010’da 110, 11.11.2011’de 111, 12.12.2012’de 112, 11.12.2013’te 113, 30.11.2014’te 114 dev eseri hizmete aldık. Bu yıl da aralarında barajlar, içme suyu, sulama, atıksu arıtma ve taşkın koruma tesisleri ile ağaçlandırma, ormancılık, milli park ve meteoroloji projelerinin yer aldığı 2,4 milyar TL’ye mal olan 175 dev tesisi Başbakanımız Ahmet Davutoğlu ile birlikte hizmete alacağız.”

Edirne’de Hizmete Alınacak Eserlerin Toplam Yatırım Bedeli Takriben 100 Milyon TL

Ülke genelinde hizmete alınacak bu tesislerden Edirne’nin de payına düşeni aldığını vurgulayan Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu “Edirne’de Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü’nün tamamladığı 12 adet tesisi de bu açılış merasimi ile hizmete alacağız” değerlendirmesinde bulundu.

Hizmete alınacak DSİ’ye ait eserlerin içmesuyu, sulama ve taşkın koruma tesislerinden oluştuğunu belirten Prof. Dr. Veysel Eroğlu “DSİ tarafından tamamlanan tesisler ile Edirne’de toplam 17.826 dekar zirai araziye sulama suyu sağlayarak, 4.320 dekar zirai arazi ve 3 köyü taşkın zararlarından koruyacağız. Ayrıca bu açılış merasiminde Bakanlığımıza bağlı Orman, Genel Müdürlüğü’nce Edirne’de yapımı tamamlanan tesis ve çalışmaları da hizmete alacağız. Bu eserler arasında ise yeni orman yolları, ağaçlandırma, orman köylüsüne destek, fidan üretimi, gibi çalışmalar yer alıyor. Bütün bu eser ve çalışmaların toplam yatırım bedeli takriben 100 milyon TL” diyerek sözlerini tamamladı.

Yazı kategorisi: Anasayfa, Çevre, Ekonomi, Tarım

Türkiye’nin Pirinci Edirne’den

çel1

çel2

çel3

Türkiye’nin pirinç üretiminin yüzde 40’ını Edirne gerçekleştiriyor.

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) 2014 yılına ilişkin istatistiklerindeki çeltik üretimi verilerine göre, Türkiye’de söz konusu yılda, 24 ildeki toplam 1 milyon 108 bin 844 dekar ekim alanında 830 bin ton çeltik üretildi.

Edirne, 331 bin 423 ton ile üretimde ilk sırada yer alırken, Balıkesir 122 bin 276 ton ile Edirne’nin ardından geldi. Samsun 114 bin 698 ton, Çorum da 58 bin 659 ton ile çeltik üretiminde ön plana çıkan diğer iller oldu.

İklim koşulları ve toprak türü açısından çeltik üretimi için en uygun bölge konumunda bulunan Trakya, yaklaşık 379 bin ton ile 2014 yılı itibarıyla Türkiye’deki çeltik üretiminin yüzde 46’sını gerçekleştirdi. Bölgede, Edirne’nin yanı sıra Tekirdağ ve Kırklareli de üretimde dikkati çeken diğer iller oldu.

Dekar başına üretim dünya ortalamasının üzerinde

İpsala Çeltik Üreticileri Birliği Başkanı Sedat Balcılar, İpsala Ovası’nın çeltik üretimi açısından önemini vurgulayarak, yüksek teknolojinin de üretime katkı sağladığının altını çizdi.

Yüksek teknoloji ve yeni geliştirilen tohumlar sayesinde dünya ortalamasının üzerinde verim aldıklarını dile getiren Balcılar, “Dünya ortalaması dekar başına 480 kilogram olmasına rağmen bölgemizde bu sayı 1 tona kadar çıkıyor. Üretimde kullanılan teknoloji sayesinde kaliteli ve GDO’suz ürün elde ediliyor” dedi.

Bu arada, Edirne’deki üretim ilçeler açısından değerlendirildiğinde, 2014 yılı itibarıyla ilk sırayı yaklaşık 150 bin ton ve yüzde 45,2 pay ile İpsala aldı. Anılan ilçeyi sırasıyla Meriç ve Uzunköprü izledi.

Edirne’de 2014 yılında üretilen çeltiğin (ton) ilçeler bazında dağılımı şöyle:

İlçe Adı
Ekilen alan (dekar)

Hasat edilen alan (dekar)

Üretim (ton)

Pay (%)

İpsala

198.469

198.469

149.767

45,2

Meriç

84.567

75.567

57.032

17,2

Uzunköprü

74.357

61.000

46.038

13,9

Merkez

48.910

48.910

36.900

11,1

Keşan

27.000

27.000

20.378

6,1

Enez

18.639

18.639

14.067

4,2

Havsa

9.295

9.295

7.015

2,1

Lalapaşa

300

300

226

0,1

Toplam

461.537

439.180

331.423

100

Yazı kategorisi: Tarım

SÜTÜB Başkanı Suiçmez, “Mavi dil hastalığına erken tedbir uygulanıyor”

Sütüb Başkanı

Süloğlu Süt Üreticileri Birliği (SÜTÜB) Başkanı Mustafa Suiçmez, Yunanistan ve Bulgaristan’ın bazı şehirlerinde görülen ‘mavi dil’ hastalığına karşı, özellikle sınır bölgelerinde aşı uygulaması yaparak tedbirlerin alındığını söyledi.

Süloğlu Süt Üreticileri Birliği (SÜTÜB) Başkanı Mustafa Suiçmez, Yunanistan ve Bulgaristan’ın bazı şehirlerinde görülen ‘Mavi dil’ hastalığına karşı, özellikle sınır bölgelerinde aşı uygulaması yaparak tedbirlerin alındığını söyledi. Suiçmez, “Büyükbaş hayvanlarda herhangi bir sıkıntı yok. Sadece küçükbaş hayvanlarımızda tedbir amaçlı aşılamalarımız tamamlandı” dedi.

Edirne Süt Üreticileri Birliği binasında ‘Mavi dil’ hastalığı ile ilgili açıklamalarda bulunan Başkan Suiçmez, son bir ay içerisinde özellikle Yunanistan ve Bulgaristan’da bulunan küçükbaş hayvanlarda görülen ‘Mavi dil’ hastalığına karşı, Trakya bölgesinde tüm tedbirlerin alındığını belirtti.

Suiçmez, ‘Mavi dil’ hastalığının küçükbaş hayvanlara, sivrisineklerin vasıtasıyla bulaştığını dile getirerek, “Özellikle Yunanistan ve Bulgaristan ülkelerinde özellikle küçükbaşlarda görülen ‘Mavi dil’ hastalığının, sivrisinekler vasıtasıyla bulaştığını biliyoruz. Ancak Tarım İl Müdürlüğümüz ve Hayvan Sağlık Şube Müdürlüğümüzün, konunun komşu ülkelerde nüksetmesiyle beraber, başlatmış olduğu aşılama çalışması kapsamında anda neredeyse bütün aşılamalar tamamlandı. Kırklareli olsun Edirne olsun tüm Trakya’da, Tarım İl Müdürlüğü ve Hayvan Sağlık Şube tarafından sıkı bir çalışma yapıldı. Bölgemizde herhangi bir ölüm vakasına ya da telef vakasına rastlanmadı. Bugün itibariyle büyük bir bölüm yaklaşık yüzde 80-90 civarında küçükbaşların aşılandığını söyleyebilirim. Bu hastalık geçici bir hastalık, salgın durumu söz konusu değil. Bu hastalığın aşısı mevcut ve aşı hızlı bir şekilde yapıldığı takdirde hastalığa karşı önlemi almış oluyoruz. Aşılamalarda sınır bölgeleri tamamen tarandı ve bitti. Şimdi iç bölgelerde taramalar devam ediyor. Büyükbaş hayvanlarda herhangi bir sıkıntı yok. Sadece küçükbaş hayvanlarımızda tedbir amaçlı aşılamalarımız tamamlandı” diye konuştu.

Avrupa Birliği Tarım ve Hayvancılık normları kapsamında aşılama programlarının uygulanmadığını hatırlatan başkan Mustafa Suiçmez, “Avrupa Birliği kapsamında hayvancılıkla ilgili alınan tedbirler arasında aşılama yasak olduğu için, klinik ortamda tahlilleri yapılan pozitif çıkan şu anda Bulgaristan’ın 12 tane ilinde hayvan hareketleri yasaklandı. Yunanistan’da da aynı şekilde bir vaka yaşandı. Aşılama yapamadıkları için kesim yaparak hayvanlarını imha etmek durumundalar. Bizler de hastalığa karşı tedbirimizi aşılama programı yaparak hemen aldık. Herhangi bir tehlike yoktur. Bölgemizde de herhangi bir ‘Mavi dil’ vakasına rastlanmamıştır. Aşılamada emeği geçen tüm arkadaşlarımı tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.

Mavi dil hastalığı nedir?

Mavi dil, özellikle koyunlarda görülen sokucu sineklerle nakledilen viral bir hastalıktır. Mevsime bağlı olarak görülür, özellikle sokucu sineklerin sayısının arttığı rutubetli zamanlarla, Yağmurlu yaz günleri hastalığın en çok görüldüğü zamanlardır. Bir sürüde hastalık şekillendiğinde, hayvanların büyük bir kısmı hastalanmasına rağmen ölüm daha az görülür. Ölümlerin yanı sıra et ve yapağıda kalite düşüklüğü nedeniyle ekonomik yönden önemli bir hastalıktır. Ancak kuzularda ölüm oranı yüksektir. Koyunlardan başka sığırlar, keçiler ve yabani gevişenler de hastalığa yakalanır. Hastalıkla mücadelenin esasını, karantina, hasta hayvanların imhası ve sokucu sineklerle mücadele ile birlikte aşılamalar teşkil eder.

Yazı kategorisi: Anasayfa, Tarım

TZD’den, “Türkiye’de tarımın son 10 yılı”

Resim

Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD), Cumhuriyet için “Türkiye’de tarımın son 10 yılı” başlıklı rapor hazırladı.Raporda yer alan veriler AKP iktidarı döneminde çiftçinin tam bir çöküş yaşadığını ortaya koydu. 2002-2012 karşılaştırmasına göre son 10 yılda 1.7 milyon çiftçi tarımdan koptu, 3 milyon hektar araziyi de işlemekten vazgeçti. İşte AKP iktidarında tarımdaki 10 yıl:

Çiftçi son 10 yılda perişan oldu. Üretim düştü. Gübre fiyatlarındaki artış yüzde 460’lara kadar dayandı. Çiftçi 8 kilogram buğdaya karşılık 1 litre mazot alabilir hale geldi. Toprağını ekmekten vazgeçti. Hayvancılık darboğaza girdi. Verilen destekler çiftçinin bir cebinden girdi, diğer cebinden çıktı. Çiftçinin bankalara, tarım kredi kooperatiflerine borcu 10 yıl öncesine göre 42 kat arttı. Tarımın kalbi Çukurova’da çiftçi, milletvekiline dert yandı: Cumhuriyet’in haberine göre, “Cumhuriyet tarihinde ilk kez tefecinin eline düştük.” Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD), Cumhuriyet için “Türkiye’de tarımın son 10 yılı” başlıklı rapor hazırladı. İşte AKP iktidarında tarımdaki 10 yıl:

■ 2002’de Türkiye’de tarımsal istihdamın oranı yüzde 34.9’du. 2012 yılında bu oran yüzde 25.

■ Sektörün milli gelirdeki payı 2002’de yüzde 10.3 idi. 2012’de bu oran yüzde 8’e düştü.

■ 2002’de tarımda çalışan 7.5 milyon kişi 23 milyar dolarlık tarımsal hasıla elde ediyordu. 2012’de tarımda 5.7 milyon kişi çalışıyor ve 61.8 milyar dolarlık hasıla elde ediyor.

■ Türkiye’de kişi başına milli gelir 10 bin doların üzerine çıktı. Tarımda ise bu rakam 3 bin dolar.

 

■ Tarım sektörü son 10 yılda yıllık ortalama yüzde 2.71 büyüme kaydetti. Büyümeye karşın tarım sektöründe çalışan üreticilere refah ve kazanç getirmedi.

■ Amonyum sülfat gübresinin tonu 2002 yılında 162 lira iken 2012’de 590 lira oldu. (Yüzde 360 artış). Can gübresi aynı dönemde 176 liradan 678 liraya yükseldi. (Yüzde 380 artış). 10 yılda ÜRE 237 liradan bin 111 liraya (yüzde 460 artış), DAP 354 liradan 1348 liraya (yüzde 380 artış) çıktı.7

Yüzde 400 artış

■ Mazotun litre fiyatı Ocak 2002’de 1 liranın biraz üzerinde iken 2012 yılında 4 liranın üzerine çıktı. (Yaklaşık yüzde 400 artış.)

■ Aynı dönemde ödenen toplam destek miktarı ise 2.7 kat arttı. Bu dönemde tarım ürünlerinin üretici fiyatlarındaki artış ise en olumlu koşullarda ortalama genel enflasyon düzeyinde (yüzde 10 civarında) oldu.

■ Son 10 yılda buğday üretimi 20 milyon ton civarında kaldı, arpa, baklagiller, kütlü pamuk, tütün gibi ürünlerde azalma oldu.

■ 1990-2012 döneminde toplam baklagil ekim alanı yüzde 61.9 azaldı. 20 milyon 259 bin 990 dekar olan baklagil ekim alanı, 2012 yılında 7 milyon 723 bin 446 dekara indi. Toplamda baklagil üretimi yüzde 40.85 azalmayla 2 milyon 12 bin 876 tondan 1 milyon 190 bin 706 tona düştü.

■ 2002 yılında bir önceki yıla göre tahıllarda yüzde 5.2 oranında azalış, sebzelerde yüzde 1.4 ve meyvelerde yüzde 6.4 oranında artış gözlendi.

■ 2012’de bir önceki yıla göre buğday üretiminin yüzde 7.8 azalarak 20.1 milyon ton, arpa üretiminin yüzde 6.6 azalarak 7.1 milyon ton, çeltik üretiminin yüzde 2.2 azalarak 880 bin ton olması bekleniyor.

■ Tarıma verilen desteğin milli gelirin yüzde 1’inden düşük olamayacağı kararlaştırılmış ise de bu oranda destek hiçbir zaman verilmedi. Örneğin son yıllarda destekleme 6-7 milyar TL civarında seyretti. Bu yıl 9 milyar liraya yükseldi. Ancak bu yasanın öngördüğü rakamın yaklaşık yarısı oranında.

Tam bir çöküş

• Ziraat mühendisleri Odası Başkanı Turhan Tuncer, tarımın içinde bulunduğu durumun tek bir kelime ile özetlenebileceğini onun da “çöküş” olduğunu söyledi. 2000 yılında tarımdan geçimini sağlayan çiftçi sayısı 7.8 milyon kişi iken 2011 sonunda 6.1 milyona düştüğüne dikkat çeken Tuncer, 10 yılda 1.7 milyon çitftçinin tarımdan koptuğunu bildirdi. Tuncer, şu değerlendirmeleri yaptı:

• İstihdam düştü: 2000 yılında tarımın istihdam payı yüzde 36 iken 2012 sonunda 24.5 milyona düştü.

• Cumhuriyet tarihinin rekoru: Son 10 yılda tarım ürünleri ithalatı ihracatı geçti. 2008 yılında tarımsal ithalat 6.4, tarımsal dış ticaret açığı ise 2.3 milyar dolara ulaşarak Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı.

• İkinci büyük ithalatçı: Son 10 yılda buğday, mısır ithalat bedeli 5.5 milyar dolara ulaştı. 1980’lere kadar pamuk ihracatçısı olan Türkiye kullandığı pamuğun yarısını ithal eder hale geldi. Türkiye bugün Çin’den sonra ikinci büyük pamuk ithalatçısı. Aynı dönemde ithal edilen 7 milyon ton pamuğa ödenen döviz yaklaşık 11 milyar dolar. Yağlı tohum türevlerinde ithalatımız 2.5 milyar doları aştı.

• Çiftçi, işlemekten vazgeçti: Türkiye’de toplam tarım alanı 2002 yılında 26.5 milyon hektar iken 2012 yılında 23.6 milyon hektara düştü. Ekilen alan 18.1 milyon hektardan 15.8 milyon hektara geriledi. Çiftçi, yaklaşık 3 milyon hektar araziyi işlemekten vazgeçti.

• Tütünde çöküş: Tütünde ekici sayısı 400 binden 51 bine düştü. Ekilen alan 196 bin hektardan 97 bin hektara indi. Üretim 145 bin tondan 55 bin tona geriledi. Sebze üretimimiz, kuru soğan, karpuz, kavun üretimi 10 yıl öncesinin altında.

• Hayvancılık darboğazda: Hayvancılık ciddi anlamda darboğaza girdi. 2010 tarihinden itibaren et ithalatı başladı. İthalata izin verilmesinden bugüne kadar ülkeye yaklaşık 2.7 milyon baş canlı hayvan girdi. Et ve et ürünlerine ödenen bedel ise 3 milyar doları buldu.

Dişi hayvanlar kesildi

• TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi, MHP Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, Çukurova’da yaptığı görüşmede çiftçilerin kendisine anlattıklarını aktardı. Yılmaz, “Çiftçilerle toplantı yaptık. Çoğunluğu da AKP’ye oy veren çiftçiler. Banka kredilerinden mustarip olduklarını söylediler. ‘Cumhuriyet tarihinde ilk kez tefecilerin eline düştük’ dediler” diye konuştu. Çiftçilerin mazota, gübreye 10 yılda yüzde 400 civarında zam geldiğini, buna karşın ürettikleri ürünlere yüzde 50 oranında bile zam yapılmadığını ifade ettiklerini anlatan Yılmaz, “2002 yılında 1 kilogram buğdayla 2-2.5 litre mazot alabiliyorduk. Şimdi 7-8 kilogram buğdayla bir litre mazot alabiliyoruz diyorlar” açıklamasını yaptı. 7 bin liraya inek alındığının ifade edildiğini ancak çiftçilerin 2-3 bin liraya bile satamadıklarını aktardıklarına dikkat çeken Yılmaz, şöyle devam etti: “Çiftçiler, Et ve Balık Kurumu’nun da kendilerine kasım ayı için gün verdiğini söylüyorlar. ‘Karpuz yetiştiriyoruz, tam piyasaya süreceğiz İran’dan karpuz getiriliyor. Buğdayı tam satacağız Ukrayna’dan buğday getiriliyor’ diyorlar. Tarlalarını artık ekemeyecek duruma geldiklerini söylüyorlar. Canbaz gibi her yıl borçlarını ileriki yıllara atarak devam ettiklerini söylüyorlar. Bunu söyleyenler de yılda iki kez ürün alınan tarımın kalbi Çukurova’daki çitftçiler.”

Süt para etmeyince…

• CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, tarımın gerilediğine dikkat çekti. Doğu Anadolu’da bir üreticinin 9 kilogram süte karşılık 1 litre mazot alabildiğine işaret eden Öğüt, “Süt para etmeyince insanlar dişi hayvanını satıyor. Geçen Kurban’da 600 bin civarında dişi hayvan kesildi. Dişi hayvanların kesilmesi demek hayvancılığın bitmesi demek” diye konuştu. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yeşil kart kullanımının yüzde 50’nin üzerine çıktığını belirten Öğüt, “Tarımı berbat ettiler” dedi.

Çiftçi borç içinde

■ Çiftçinin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçları 2012 itibarıyla 22 milyar 300 milyon liraya yükseldi. 10 yıl öncesine göre 42 kat arttı. Çiftçinin bankalara olan kredi borcu ise geçen yıl sonu itibarıyla 32 milyar TL’ye çıktı.

■ Sulama abonelerinin 21 elektrik dağıtım şirketine ana para toplam borcu yaklaşık 2.1 milyar TL. Bu borcun faizi ise 1.8 milyar TL.

■ Türkiye’de 24 milyon 294 bin hektar tarım alanı bulunuyor. 10 yıl önce bu rakam 27 milyon 856 bin hektardı. Yani 20 yıllık bir süre içinde 3.5 milyon hektar tarım arazisi kaybettik. 20 yıl sonra ekili topraklar 18.8 milyon hektardan 16.2 milyon hektara geriledi.

■ 1923’ten 2002 yılına kadar yabancılara satılan toplam tarım arazisi miktarı 11 milyon metrekare oldu. 2003-2012 yılları arasında yabancılara satılan toprak miktarı ise 90 milyon metrekare.

■ Hayvancılık destekleri 2002 yılında toplam tarım destekleri içerisinde yüzde 4.4 gibi (83 milyon lira) düşük bir oranda iken 2012 yıl sonunda 2.2 milyar liraya çıktı. Ancak tarıma verilen destek miktarı büyüme ve bütçe rakamları ile oranlı artmadığından hayvancılığa verilen destek başta hububat üreticileri olmak üzere diğer üretici kesimlere verilen desteğin oran olarak azalmasıyla gerçekleşti.

■ İthalatta gümrük vergilerinin düşürülmesi sonucu üç yılda 3 milyar doları aşan kaynak dışarı gönderildi, yerli besicilerin uğradığı zarar 5 milyar lirayı buldu.

■ 2008’de büyükbaş hayvan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 1.58 azalarak 10 milyon 946 bin 239’a düştü. Büyükbaş hayvanlardan sığır sayısı yüzde 1.60 azalarak 10 milyon 859 bin 942 oldu. 2010 yılından başlayarak desteklerin artması nedeniyle bir önceki yılla kıyaslandığında büyükbaş hayvan sayısı yüzde 6 artarak 11 milyona, küçükbaş hayvan sayısı ise yüzde 9 artarak koyun 23 milyon, keçi 6 milyona çıktı.