SAĞLIKTA MİRASYEDİ TUTUMU ve KAÇINILMAZ SONUÇLAR

 

Kime sorsan, herkes şikayetçi… İlginçtir; Türk insanı, elindeki nimetin kıymetini bilmeyince, nimet de buharlaşmaya başladı.

Açıklayayım: Türk insanının elindeki nimet Türk doktorları ve sosyal devlet anlayışı ile yürütülmeye gayret edilen sağlık sistemi idi.

Diyeceksiniz nimet bunun neresinde? Ben de size anlatacağım ki; bir çok gelişmiş ülkede uzman hekime hastanın ulaşması mümkün değildir. Hatta bölge hemşiresinin ötesine bile geçemeyebilir kişi.

Bizde de vatandaş aynı hafta içinde, ikisi üçü devlette, en az biri özelde bir tabur uzman doktora görünür ve üstüne de bir verim alamadığından da ayrıca yakınır.

Bu anormal bir durumdur. Büyük bir kaynak israfıdır. Bundan daha da önemlisi, asıl gereksinimi olan, daha önemli ve hatta acil hastaların muayene ve tetkik tedavi önceliğini ortadan kaldırmaktadır. Önemli önemsiz, öncelikli önceliksiz, karman çorman insan güruhları uzman hekim mesaisini rast gele harcamakta, hem de kimi zaman boşa harcamaktadır. Büyük yük ve yıpranmaya da neden olmaktadır.

Hastalar marifetmiş gibi; gitmediğim doktor kalmadı diye yakınmaktadırlar.

Bu nasıl bir iştir? Türkiye gibi dev nüfusa sahip, yoksul koca bir ülkede nasıl olup ta, gelişmiş ülkelerin bile veremediği uzman hekim hizmeti hem tekrar tekrar verilmekte , hem de çarçur edilmektedir.

Bana gelişmiş bir ülke ismi söyleyin: ABD, Avrupa, İngiltere ve hatta Kanada. Ben de sizi sanal ve hipotetik olarak o ülkelerde bir hasta olmaya davet edeyim. Duyacaklarınıza ve yaşayacaklarınıza inanamayacak, sanal yolculuk bitip Türkiyemize geri döndüğünüzde eğilip toprağı öpeceksiniz. Yukarıda adı geçen hiç bir gelişmiş ülkede buradaki gibi uzman hekime ulaşma şansınız olmayacak.

Çok varlıklı biri olsanız bile yine de beklemek zorunda kalacaksınız. Ardından alacağınız sağlık hizmetinin düzeyi ve kalitesi de çoğu zaman burayı mumla aratacak.

Peki bu nasıl mümkün oluyordu? Yani Türkiye gibi henüz gelişmesini sürdüren, dev nüfuslu bir ülkede nasıl olur da halk çat kapı uzman hekim hizmetine ulaşıyor ve hatta beğenmeyip aynı gün iskambil kağıdı gibi ikisini üçünü yan yana diziyordu?

Bu sadece bir tek nedenle mümkün oldu; o da Türk hekiminin canı, kanı, emeği, bilgisi ve fedakarlığı ile. Bir de tabii hekimlerimizin çalışma hak ve hukukunu düzenleyip koruyamayan, tam tersine onların üstünden silindir gibi ezip geçerek yükselen sistem nedeni ile.

Eskiyi düşünün: doktor deyince bir ağırlığı, büyük saygınlığı vardı. İnsanlar sizi ayakta karşılar , önünü iliklerdi. Sonra hımmm pratisyenmiş dönemi geldi. Sanki uzman olmayan hekim, hakiki hekim değildi. Sonra uzman hekim de yetmedi halkımıza, yeterince yüksek ve önemli bulmadılar. İlla hoca olsun. Peki hocayı da bulduk. Prof yok mu prof? Bu ne kıymet yıpranmasıdır kardeşim? Bu ne biçim tüketimdir?

Fakat deniz de tükeniyor. Ülkemizde hekimler ve hekimlik, özellikle de uzman hekimlik tükeniyor.

Har vuruldu , harman savruldu, onlar da bizim insanımız olan hekimlerin suyu sıkıldı. Geriye kof posa kaldı. En kıymetli insan kaynağımızı, en zor yetişen ve en önemli meslek grubumuzu pas pas yapıp ayaklar altında çiğnedik. Meslek onuruna, bilgisine, eğitimine, fedakarca çalışmasına toplumca çizik attık.

Günde 100 , o da yetmedi 150-200 hasta baktırdık ve insanlıktan çıkardık. Çileden çıkardık. Beden ve ruh sağlığını aldık hekimlerin. Toplum olarak köle gibi tepe tepe kullandık. Dejenere ettik, dövdük, sövdük, canını aldık. Ama en önemlisi; meslek onurunu, saygınlığını yok ettik. Vakfettigi bir ömür emeğin hak ettiği karşılığını maddi ve manevi olarak vermedik. Üç kuruşa muhtaç halde tuttuk. İnsanca yaşayabilmek için; primci, çarkçı olmaya ittik.

Eskiden hekimlik en kıymetli meslekti, şimdi vah vah diyoruz. Es kaza tıbba giren gençler de ya hasta teması olmayan branşları, ya da kendilerince en borsacı sandıkları bir kaç branşı tercih etmeye çalışıyorlar. Aman nöbeti olmasın, zor olmasın, kazancı en yüksek dal hangisi vb hekimliğin özü ile alakasız öncelikleri var.

Oysa bu ülkenin, tıbbın her dalından iyi eğitilmiş, mesleğine tutkun, insan sevgisi ve insanlığa yardım hisleri ile dolu, nitelikli hekimlere gereksinimi var.

Halen sistem içinde çalkalanan meslektaşlarımız ise yıpranmış durumda. Olağanüstü boyutlarda bir insani ve mesleki yıpranma yaşıyoruz.

Bravo bize toplum olarak. En önemli değerlerimizden biri olan Türk hekimlerini tükettik.

Tükendiler. Tükendik. Çok doğal bir sonuç bu.

Kıymetini bilmediğiniz, saygı göstermediğiniz, mirasyedi gibi har vurup, harman savurduğunuz, hor görüp, hor kullandığınız her nimet gibi, kaçınılmaz olarak iyi hekimlik de aldı başını, çekti gitti.

Şimdi meydan; fırsatçılara, simsarlara, sağlık kabzımallarına, tüccar sağlıkçılara, sahtekârlara, bilgisi kıt, cüreti bol, ağzı kalabalık, niteliği meçhul zevata kaldı.

Aman deyim hasta olmayalım…

(Sosyal Medya Paylaşımıdır)

Edirne’nin Ulaşımı ile Sağlığı…

nazmi-metin-6

Birkaç gündür Edirne resmen buz kesiyor…

Meriç nehrinin öte yakasında yükselen balkanların doruklarından kalkan kar soğuğu, beri yakanın düzlüklerinde yer alan Edirne’yi günlük güneşlik saatlerde bile donduruyor…

Böyle zamanlarda şehir içi ulaşım hizmetinden yaralanarak, Edirne’nin bir yerinden bir başka yerine gitmek, yerel yönetimlerin denetim sorumsuzluğundan devşirme hizmet anlayışları varlığında işkencenin bin beterini yaşamakla eş anlamlıdır…

Hele birde…

Yapı ölçüleri değişirken partici zihniyet baskısıyla isimleri de değişen ve araç gereç durumu son teknolojik hale gelirken, halka sundukları hizmet uygulamalarındaki insancıllık yaklaşımları dibe vuran hastane gerçekliğimizden derdinize çare bulmak için evinizden çıkmak zorunda kalmışsanız…

İnsana yaraşır hayat arayışları konusunda, üzerinde yaşadığınız kara parçası olarak Avrupalı…

Söylem olarak dindar, eylem olarak kindar hükümet anlayışıyla ite kaka orta doğulu olmaya koşullanmışlığınızla bir Edirneli olarak…

Vay halinize…

Fazla uzatmadan…

Edirne’nin şehir içi ulaşım hizmetini sunan kuruluş –denetim kurumlarının yasal uygulama zorlamasını beklemeden- bir an önce çalışanlarını hizmet verdikleri insanlara karşı saygılı olmaları uyarısını yaptırımlar uygulayarak yapması gerekir…

Araç sürücülerinin, sık sık değişen bekleme süreleri yüzünden çileden çıkan yolcuların tepkilerine karşılık saygısız davranışlarla çene yarıştıracaklarına işlerini gereği gibi yapmaları sağlanmalıdır…

Edirne’de bulunan hastaneler, özellikle Devlet hastanelerinin sağlık hizmeti verme yaklaşımları denetlenerek, sağlık hizmetini insana ve yaşam hakkına saygı çerçevesinde vermeleri mutlaka ve bir an önce sağlanmalıdır…

O binaların…

Araç gereç donanımlarının…

Sağlık hizmeti veren insanların…

Kallavi fatura ödemelerinin…

Dertlerine çare ararken itilip kakılan, hor görülen, ‘hizmet alımları kolaylaştırılacak’ derken yeni yokuşlar üretilerek, hizmet alımları her gün biraz daha zorlaştırılan insanımızın ödedikleri vergilerden yapıldığı…

HATIRLANMALI…

UNUTULMAMALIDIR.

(Nazmi Metin-01 Aralık 2016)

 

Sayın Gürkan, haberiniz olsun

Nazmi Metin yeni foto

Bizim Edirne’nin yeni yapılaşan alanlarını oluşturur, Fatih Mahallesi ile yeni Devlet Hastanesi arasındaki yeni imar alanları…

Ülkemizde yapılaşmaların altyapısı üst yapıdan önce geldiğinden, yönetenlerimizin kaydırık kuyduruk çözümleri her yerde olduğu gibi burada da sorun üzerine sorun üretir, akla ziyan halleri halka hizmet olarak yutturan belediyecilik örnekleri bolluğunda…

Örneğin yeni yapılan kanalizasyon sistemi sık sık patlayıp çatlayarak, çevreyi insanın sisteme dışkıladığı sulu ve katı atık kokularıyla dayanışmaz hale getirebilir her zaman…

Bu kanalizasyon sistemindeki çatlayıp patlamalar, şehir içme suyu şebeke hattında da sık yaşandığından karşılıklı çatlayıp patlama durumları tehlikeli karışımlar oluşturabilir kanaatimce…

Yeni açılan çevre yolunun Osman Gazi Ortaokulu yanındaki altyapı sisteminde sıkça yaşanan patlama çatlama durumlarının, korkulanın yaşanarak oluşan kanaatleri doğrulamadan, bir an önce kalıcı çözüme kavuşturulması gerekiyor…

Belediyecilik hizmetlerinin en ayan beyan anlatımı olan altyapı hizmetinin, bir eğitim kurumu yakınında ve trafik yoğunluğu yaşanan bir yerde çevreyi kokutarak insan ve çevre sağlığını tehdit etmesi Halk Belediyeciliği söyleminize yakışmıyor…

Sayın Gürkan, haberiniz olsun.

(Nazmi METİN-24 Kasım 2016)

Her hastalık bir hayat dersidir

Nazmi Metin yeni foto

 

Yirmi gündür tam bir ev hapsi yaşıyorum…

Evimden çıkarak sitenin birkaç adım ötesinde bulunan markete gitmek bile, yüzümün sol yanında var olan iltihap ve yaraların sızlamasına, sol gözümün yakıcı bir şekilde sulanmasına neden oluyor…

Yirmi gün önce sinüzit iltihabıyla başlayan ve aile hekiminin –anjiyo olduğumla ilgili uyarılarıma karşın- uyguladığı antibiyotik tedavisiyle yüzümde oluşan yaraların ve 3 kez acile gitmek zorunda kalmama rağmen bir türlü sökülüp atılamayan sinüzit iltihabı nedeniyle yaşadığım ev hapsi sona erecek gibi değil…

Örneğin bugün il merkezine inerek ertelenen işlerimi halletmek kararındaydım… 

Sabah balkona çıkarak yaptığım hava yoklaması yüzümün sol yanında sarımsakla uyuşan iltihabı, alovera bitkisiyle uyutulan sızlamaları uyandırıp azdırınca vaz geçmek zorunda kaldım.

Oysa bir an önce çaba başı yapmamı gerektiren, iflah olmaz sorumluluk duygusuyla başıma bela yaptığım o kadar çok özveri canavarı işim var ki…

Elbette ki günler, insanın beyin ve yürek durumuna göre hayat şartlarını iyileştirerek ya da kötüleştirerek geçip gidecek ve bende iyileşir iyileşmez ameliyat olarak sinüzit belasından kurtulacağım.

Yalnız, her olumsuz durumun bir hayat dersi niteliği taşıyan sonuçları olurmuş…

Çıkan o sonuçlar hayatın bundan sonrasını yaşarken son sözü söyleyen kararları şekillendirirmiş…

Bir günü bir ömür ayarında yaşanan zor ve zorlu günler geçip gidince, can sağlığına kavuşan insan, o günlerin dost duyarlılığı muhasebesine otururmuş…

Eh birde o insanın benim gibi, aklını Örgütlü Sanatla bozmuş birisi olduğunu düşünürseniz, çıkan muhasebe sonuçlarını varın siz düşünün.

(Nazmi METİN-22 Kasım 2016)

 

Vicdanlar ipotekli değilse

Nazmi METİN-siyah beyaz-1

 

Yapılar demir ve betondan, insanlar beyin ve yürekten oluşurlar…

 

Ülkemizde bu bilinenin yaşanan zamana ve içinde yaşanılan yapılara göre farklılıklar göstermesinin bize özgü nedenleri neler olabilir?

 

Özellikle son yıllarda orman vasfını kaybetmiş alanlar ile tarım alanından rant alanına dönüştürülerek imara açılmış alanlarda yükselen yapılarımızın mimari özellikleri gibi isimleri de değişkenlik gösterir olmuş, yapılara verilen isimler yapılış nedenlerinden çok hizmet kalitesinden amaçlananı yansıtır olmuşlardır.

 

Örneğin dünyadaş ülkeler tıp hizmeti ile ilgili kurumsal yapılara o alandaki buluşlara imza atmış bilim adamlarının isimlerini verirken, bizde kılıç kalkan egemenliği dönemlerinde kelle almayla ün yapmış büyüklerimizin isimlerinin verilmesi gibi…

 

Örneğin isimlere ve cisimlere takılı kalınmış bir hizmet anlayışının vicdani yükümlülüğü ortadan kaldırmasıyla, şahsımın sıradan bir sinüzit iltihabı rahatsızlığını yanlış ilaç ve tedavi yöntemiyle günlerce sürecek yarısı yara bereye gark olmuş, ağrılı ve acılı bir yüze sahip olmasına yol açılması gibi…

 

Yapıların içindeki hizmet kalitesi değişimine rantsal yağmacılıkla başlayıp, kurumsal yapı ismi, hizmetlisinden doktoruna çalışan alımı gibi konularda olduğu gibi tek parti iktidarı yaklaşımlarıyla sürdürdüğünde ortaya her aşaması insani olandan uzak düşmüş bir hizmet uygulamasının çıkması kaçınılmazdır.

 

Yapılar demir ve betondan oluşurlar ve oluşumun her aşamasında insan vardır…

Eğer vicdanlar ipotekli değilse, hizmetin her aşamasında da İNSAN OLMALIDIR.

(Nazmi METİN-11 Kasım 2016)

Antibiyotik tedavisi Nazmi Metin’in hayatına mal oluyordu

 

2016 yılı Haziran ayında anjiyo olan Trakya Ressamlar Derneği başkanı Nazmi Metin’e, sinüzit rahatsızlığı nedeniyle uygulanan antibiyotik tedavisi az daha hayatına mal oluyordu.

31 Ekim 2016 pazartesi günü Edirne’de Aile Hekimliğinde başlayan ve Edirne Devlet Hastanesi acil servisinde süren yanlış tedavi uygulaması sonucunda Nazmi Metin’in yüzünde yaralar oluştu.

Trakya Ressamlar Derneği başkanı Nazmi Metin’in 31 Ekim 2016 pazartesi günü sinüzit rahatsızlığı nedeniyle gittiği Aile Hekimliğinin uyguladığı yanlış tedavi yöntemi ile başlayan sağlık işkencesi sürüyor.

Gittiği Aile hekimliğinde, 2016 Haziranında anjiyo olduğunu ve düzenli ilaç tedavisi gördüğünü belirtmesine karşın kendisine uygulanan antibiyotik tedavisi sonucunda yüzünün sol yanının şiştiğini ve yaralar oluştuğunu belirten Nazmi Metin, “durumumun kötüleşmesi üzerine 3 Kasım 2016 Perşembe akşamı gittiğim Edirne Devlet Hastanesi acil servisinde süren yanlış müdahale nedeniyle yaşadığım titreme şoku yüzünden 2. Kez acil servise alındım, bir saatlik bir dinlenmeden sonra evime yollandım” diye konuşarak şunları söyledi.

“Durumumda kötüleşmenin artarak sürmesi üzerine 4 Kasım 2016 Cuma günü erken saatlerde yine Edirne Devlet Hastanesi kulak burun boğaz bölümüne gittim. Burada randevusuz bakılmadığı gerekçesiyle yine acile gitmek zorunda bırakıldım. Bu kez antibiyotik müdahalesinin yanlışlığı kabul edildi ve sadece serum ve ağrıkesici tedavisi uygulanarak evime gönderildim. Yüzümdeki şişmenin sürmesi üzerine bu kez Trakya Üniversitesi Hastanesi acil servisine giderek ülkeyi yönetenlerin o çok övündükleri ve günlerdir acıyla kıvranarak arayıp da bulmadığım sağlık hizmetini aramayı sürdürdüm.

Koca koca yapılı, içleri allı pullu ve duvarlarda dizi dizi diploma zenginliğine sahip sağlık ordulu sistemin son mağdurlarından birisi olarak günlerdir evimde, insanlığı eksik bu sistemin yüzümde ve ruhumda oluşturduğu yaraları, burnuma çektiğim tuzlu su ve yaralara sürdüğüm alovera bitkisinin özüyle iyileştirmeye çalışıyorum.”

80. YIL BAKIM VE REHABİLİTASYON MERKEZİNDEN ZİYARET

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Uzunköprü 80.Yıl Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısı ile belediyemizi ziyaret etti.
Yapmış oldukları anlamlı ziyarette, Belediye Başkan Vekilimiz Özcan Atak’a su kabağının üzerine işlemiş oldukları Uzunköprü baskılı hediyeyi taktim ettiler.Katılmış olduğu toplantıdan hemen sonra özel misafirleri için makamına geçen Belediye Başkanı Av. Enis İşbilen, misafirleri ile uzun uzun sohbet ederek keyifli zaman geçirdi.

UZUNKÖPRÜ BELEDİYESİ’NDEN DEV ADIM

a-1 105_0749

Belediyemiz şehir içi içme suyu şebekesinin inşaat yapım ihalesi 12 Kasım 2015 tarihinden gerçekleşiyor.

         Önceki dönemimizde (2009-2014) şebeke içme suyu projesi bilgi sistemli SCADA’lı olarak onaylanan içme suyunun şimdi tüm şehre dağıtımını sağlanacak nihai hatların yapım işine gelinmiştir.

Yetkilendirilen İlbank A.Ş tarafından yapılacak yapım ihalesinde, döşenecek hatların toplam uzunluğu 160 km olup, kullanılacak boru tipi HDPE (polietilen) isimli  borudur.

Bu  imalatlarla şehre su dağıtan aspest borulardan da kurtulmuş olunmaktadır.

Başkan İşbilen; 2009 yılından beri su konusunu ciddi olarak çalıştıklarını, İller Bankası mühendis ve yöneticilerine Uzunköprü’müzün içme suyu konusunu incelettirdiklerini ve İller Bankasının raporları (Hidrolojik ve Hidrojeolojik etüt) doğrultusunda harekete geçtiklerini söyleyen İşbilen; ilk etapta şehre içme suyu getiren isale hatlarının 10 km’lik kısmını değiştirerek; su kayıplarını önlediklerini, bu nedenle şehir içi su basıncını arttırdıklarını, su pompaj merkezinde 3 adet su pompasını da yenilediklerini ve hazırlattığımız bilgi sistemi (SCADA) şebeke projesinin ardından son aşamada da şehir şebekesinin yenilenmesine geldiğini belirtmiştir. Bu dönemimizde anılan inşaatın kredilendirilmesi İlbank’tan sağlandığını ve pompaj kısmı ile şehir içi şebekesinin değiştirilerek; HDPE denilen borularla Uzunköprü’müzün 60-100 yıl arasında hizmet vermesi beklenen sağlıklı sisteme geçeceklerini belirtmiştir.

Birçok kişinin üstesinden gelemezsiniz dediği yaklaşık 40 yıllık su dağıtım hattı ve şebekenin yenileneceğini müjdeleyen İşbilen; gururluyuz, halkımızla bu sevinci paylaşıyoruz, dedi. Sosyal demokrat belediyeciliğin esas ve gereklerini yerine getirmeye çalıştıklarını söyleyen İşbilen , herşey Uzunköprü Halkı içindir diyerek memnuniyetini dile getirdi.

TRED Başkanı Metin, “Halkın Barış Talebini Dillendirenlere Yapılan Kanlı Saldırıyı Lanetliyoruz”

TRED Profil-0Nazmi METİN-siyah beyaz-1

Trakya Ressamlar Derneği Başkanı Nazmi Metin, 10 Ekim Cumartesi günü Sendikalar ve Kitle Örgütlerinin çağrısıyla Ankara’da düzenlenen, Barış, Emek, Demokrasi Mitingine katılmak için bir araya gelenlere yapılan insanlık dışı saldırıyı dernek üyeleri olarak lanetledikleri açıklamasını yaptı.

Toplumsal barışa ihtiyaç duyulduğu biz zamanda, halkın barış talebini yığınsal olarak seslendirmek için bir araya gelenlere karşı yapılan kanlı terör saldırısını, her koşulda insan olma onuruna ve barış talebine yürek olarak lanetlediklerini belirten Nazmi Metin, “ İnsanlığımızı acıtarak kitlesel algımızı sorgulayan bu katliamda yaşamını yitiren 128 canımızın derin acısını yaşıyor, yaralı yurttaşlarımıza acil şifalar diliyoruz” diye konuştu.

Yaşanan büyük acıyı, “Ülkenin başkentinde gerçekleşen ülke tarihinin en büyük terör saldırısında yaşamını yitirenlerin matemini yüreklerimizde hissederek, hesap günü öfkesini kitlesel bilincimize “görülecektir” kaydıyla kazıdığımızı duyuruyoruz” sözleriyle dile getiren Metin, şunları söyledi:
“Ülkenin yanı başında bulunan bölgede ve güneydoğusunda yaşanan, aklı ve yüreğinde ülke ve insan sevgisi olan herkese ayrışmayı değil birleşmeyi dayatan kanlı gelişmeler mevcuttur. Ülkenin -hükümeti ve muhalefetiyle- siyasal iradesine iç birliği sağlamayı dayattığı söz konusu gelişmeler halk kesimlerine de, örgütlülük dinamiğiyle bilenerek baskı gücü oluşturmayı önermektedir. Bu acil dayatmayı dikkate almayan siyasi irade, tanık olduğumuz ayrıştırıcı söylemler eşliğinde iç ayrışmayı derinleştirirken, siyasal ve ekonomik çözümsüzlük kuşatmasında bunalan halk kesimleri günü kurtarma kaygısına yoğunlaşmaktadır.
Böyle koşullarda, bölgede çıkar hesabı bulunan ve özellikle dost görünen ülkelerin –yerli işbirlikçilerin desteğiyle-katliam boyutlu terör yöntemini uygulamaya koydukları bilinen bir gerçektir.
Bölgede olup bitenler ve bunun ülke siyasetine ve halk algısına yansımaları ortadayken, ülkenin ve halkın güvenliğinden sorumlu, ‘bütçeleri özde caydırıcılıkları sözde’ kurumlarının varlığı ile bunların amir makamı durumundaki siyasi iradenin -büyüğünden küçüğüne- istifa etmeyerek yerlerini korumaları acımızı arttırmaktadır.
Sonuç olarak, İnsan olmanın onuruyla aydınlık, insanlık için güzel bir gelecek umudundan güç alan toplumsal bilincimizle diyoruz ki; hangi gerekçelerle olursa olsun insanlığın düşmanı terör yöntemini kullanarak katliam yapanları ve hamisi olanları lanetliyor…
Bu insanlık dışı katliamlarda yitirdiğimiz canları, halkın kitlesel iradesiyle uygulama bulacak olan hesap günü belleğine kazıdığımızı duyuruyoruz.”