Yazı kategorisi: Güncel Haber, Genel Yorumlar

BYEGM’NİN MUSTAFA CAMBAZ ANISINA DÜZENLEDİĞİ 30’NCU YEREL MEDYA ÖZENDİRME YARIŞMASI BAŞLIYOR

byegm

Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün (BYEGM), yerel medyanın gelişimine katkı sağlamak ve basında kaliteyi yükseltmek amacıyla geleneksel olarak düzenlediği “Yerel Medya Özendirme Yarışması”na başvurular başlıyor.

Bu yıl, 15 Temmuz demokrasi şehidi gazeteci Mustafa Cambaz anısına düzenlenen 30’ncu Yerel Medya Özendirme Yarışması’na başvurular, 16 – 31 Ocak 2017 tarihleri arasında yarışmanın internet sitesinden yapılacak.

Yarışmada, Yerel Haber, Köşe Yazısı, Mizanpaj, Araştırma, Röportaj, Haber Fotoğrafı, Televizyon Haberi, Radyo Haber Programı, Yerel İnternet Haber Sitesi ve Yerel İnternet Haberi alanlarında ilk 3’e giren çalışmalar ve 15 Temmuz’u En İyi Anlatan Fotoğraf dalında Mustafa Cambaz özel ödülü ile toplam 31 ödül verilecek. Jüri tarafından kendi kategorisinde birinciliğe layık görülen eser 3 bin, ikinci 2 bin, üçüncü ise bin 500 lira ile ödüllendirilecek. Mustafa Cambaz özel ödülü de birincilikle eş değer olacak.

Yarışmaya Türkiye içinden tüm yerel medya profesyonelleri katılabilecek; ancak yaygın medyanın yerel ofislerinde çalışanlar kapsam dışında olacak. Her adayın en fazla iki eserle katılabileceği yarışmaya başvurular http://ymo.byegm.gov.tr/YMO adresinden yapılabilecek. Sonuçlar Mart ayında Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün web sitesinde yayımlanacak.

Yazı kategorisi: Güncel Haber, Genel Yorumlar

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ NE GETİRİYOR? 30 SORU 30 CEVAP

880-16
SORU 1) BU TEKLİFLE AMERİKA’DAKİ GİBİ BİR BAŞKANLIK SİSTEMİ Mİ ÖNERİLİYOR?
Hayır. Başkanlık sistemi sert kuvvetler ayrılığına dayanır. Yasama, yürütme ve yargı birbirinden tamamen ayrıdır. Birbirlerini denetleme mekanizmaları vardır. Önerilen sistemde ise bütün yetkiler bir kişinin (Cumhurbaşkanının) elinde toplanıyor. Bu sistem bir başkanlık sistemi değildir. Açıkça, DİKTATÖRLÜK, TEK ADAM REJİMİ önerilmektedir.
SORU 2) YAPILMAK İSTENEN BİR HÜKÜMET SİSTEMİ DEĞİŞİKLİĞİ Mİ, REJİM DEĞİŞİKLİĞİ MİDİR?
Yapılmak istenen bir rejim değişikliğidir. Egemenliğin tek bir elde toplandığı otoriter rejime geçiştir. Türkiye’de siyasal rejim demokrasi eksikleri olmakla birlikte demokratik cumhuriyettir. Bu değişiklik demokrasi eksikliğini gidermeye dönük yapılmıyor. Tam tersine eksik demokrasiyi de sonlandırıp, otoriter-totaliter bir diktatörlüğün anayasal zemini oluşturuluyor. Cumhuriyet rejimi, kurulduğu günden bu yana egemenliği Saraydan alıp halka verme ve demokratikleşme çizgisini benimsemiştir. Bu ise açık bir karşı devrim hareketi olarak, egemenliği tekrar halktan alıp Saraya (bir kişiye) verme girişimidir. Demokrasiye yönelen gidişin kesintiye uğrayıp, diktatörlüğe yönelmesidir. Bu nedenle yapılmak istenen basit bir hükümet değişikliği değil, rejim değişikliğidir.
SORU 3) CUMHURBAŞKANINI HALK SEÇİYOR. O HALDE EGEMENLİK NEDEN HALKTAN ALINMIŞ OLSUN?
Egemenliğin halka ait olması için seçim tek başına yeterli bir mekanizma değildir. Egemenliğin yansıması olan erklerin (yasama, yürütme, yargı) kullanılma biçimi de en az o kadar önemlidir. Cumhurbaşkanı geçerli oyların çoğunluğuyla seçilir. Bu, milletin %51’inin altındaki bir temsil oranıyla dahi seçilebileceği anlamına gelir. Ayrıca partili sıfatı ve yürütme organının başı olması nedeniyle milletin tümünü değil, belirli bir siyasi görüşe sahip kısmını temsil edeceği açıktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, iktidar ve muhalefetiyle her zaman milletin çok daha büyük bir kesiminin iradesini temsil eder. Bu çerçevede milletin egemenliğini en geniş şekilde yansıtabilen ana organ meclistir. Ayrıca egemenliğin millete ait olmasının bir diğer güvencesi, egemenliğin kullanımının (erklerin) dağıtılmış olmasıdır. Yasama, yürütme ve yargı erkleri birbirini denetleyecek şekilde ayrılıp, anayasal zeminde birbirini denetleyebildiği ölçüde egemenliğin tek elde toplanması önlenir. Bu da egemenliğin millette olmasının güvencesidir. Yapılan teklifle tek elde toplanan egemenlik, artık millete ait değildir. Şahsa aittir.
SORU 4) GÜÇLER AYRILIĞI KORUNUYOR MU?
Bu rejim, güçler ayrılığı rejimi değildir. Güçleri bir kişinin (Cumhurbaşkanının) elinde toplayan bir rejimdir. Cumhurbaşkanının hem yürütmeyi, hem yasamayı, hem de yargıyı eline geçirdiği bir dikta rejimdir.
SORU 5) DENGE VE DENETLEME MEKANİZMALARI VAR MI?
Önerilen rejimde denge ve denetleme mekanizmaları yoktur. Sistem Cumhurbaşkanında toplanan yetkilerin hiçbir şekilde sınırlanmaması üzerine kurgulanmıştır. Başkanlık sistemlerinde denge-denetleme mekanizması olarak çalışan, Meclisin onama yetkileri, meclisle başkan seçimlerinin ayrı tarihlerde yapılması, fesih yasağı, bağımsız yargı gibi kurumlar, sistemin tıkanma sebebi 3 olarak görülüp yok edilmiştir. (Teklif m.4, m.6, m.7, m.12, m.17, m.19/A; Anayasa m.77, m.87, m.89, m.98, m.116, m.146, m.154, m.155, m.159)
SORU 6) YÜRÜTME YETKİSİ KİMDE?
Cumhurbaşkanı yürütmeyi tek başına temsil ediyor. (Teklif m.9; Anayasa m.104) Bugünkü sistemde yürütme yetki ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu (Başbakan ve bakanlar) tarafından paylaşılıyor. Hükümet etme sorumluluğu ise Bakanlar Kurulunda. Getirilen sistemde ise hükümet etme yetkisi Cumhurbaşkanına veriliyor. Devletin yönetimi tek başına Cumhurbaşkanına devrediliyor. (Teklif m.19; Anayasa m.8)
SORU 7) BAŞBAKAN VE BAKANLAR OLACAK MI?
Bu sistemde başbakanlık kalkıyor. Bakanlar kurulu da kalkıyor. Bu günkü anlamda bakanlıklar kalmıyor. (Teklif m.19/E; Anayasa m.109, m.113) Cumhurbaşkanı istediği kişileri cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atayabilecek. Ayrıca hangi bakanlıkların kurulacağına kendisi karar verecek ve bakanları da kendisi atayacak. İstediği zaman bunları görevden alabilecek. (Teklif m.9, m.11; Anayasa m.104, m.106)
SORU 8) CUMHURBAŞKANI YARDIMCILARI VE BAKANLAR KİME KARŞI SORUMLU OLACAK?
Meclisin bunları onaylama ya da denetleme yetkisi olacak mı? Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacaklar. Atanmaları ve görevden alınmaları tamamen Cumhurbaşkanının yetkisinde 4 olacak. TBMM’nin bakanların atanmalarında hiçbir onama yetkisi yok. Ayrıca görevden alınmalarını isteme, düşürme ya da başka bir şekilde denetleme yetkileri de yok. (Teklif m.11; Anayasa m.106) Meclis, Cumhurbaşkanını da denetleyemeyecek, hesap da soramayacak. Cumhurbaşkanı hiç kimseye karşı sorumlu değil. Kimseye hesap vermeyecek. Ayrıca denetlenmeyecek.
SORU 9) GÜVENOYU VE GENSORU OLACAK MI?
Hükümetin kurulması ya da göreve devam etmesinde Meclisin onayı anlamına gelen güvenoyu kurumu ile başbakan ve bakanların güvensizlik oyu ile düşürülmeleri imkânını sağlayan gensoru kurumu yok. Meclisin hükümeti (yürütmeyi) en güçlü denetim yolları olan güvenoyu ve gensoru kaldırılıyor. (Teklif m.7, m.19/E; Anayasa m.98, m.99, m.110, m.111)
SORU 10) CUMHURBAŞKANI, CUMHURBAŞKANI YARDIMCILARI VE BAKANLAR SUÇ İŞLERSE NE OLACAK?
Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanların suç işledikleri zaman yargılanabilmeleri için önce Meclisin 301 milletvekilinin (üye tamsayısının salt çoğunluğu) soruşturma açılmasını istemesi gerekecek. Sonra Meclisin 360 milletvekilinin (3/5 çoğunluk) soruşturma açılmasına karar vermesi gerekecek. Daha sonra da Yüce Divana sevk için Meclisin 400 milletvekilinin (2/3 çoğunluk) karar vermesi gerekecek. Bu oranlar sağlanamazsa işlediği suç nedeniyle Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanların yargılanması mümkün olmayacak. (Teklif m.10, m.11; Anayasa m.105, m.106)
SORU 11) CUMHURBAŞKANININ MEVCUT ANAYASAYA GÖRE NEREDEYSE SORUMSUZ OLDUĞU, BU DÜZENLEME İLE SORUMLU HALE GETİRİLDİĞİ SÖYLENİYOR. BU DOĞRU MU?
Doğru değil. Öncelikle mevcut anayasadaki Cumhurbaşkanı ile değişiklikten sonra ortaya çıkacak Cumhurbaşkanı aynı Cumhurbaşkanı değil. Bu nedenle sorumluluklarını, kullandıkları yetkiyle orantılı olarak ele almak gerekir. Mevcut Cumhurbaşkanı’nın yetkileri sınırlıdır. Siyasi sorumluluk hükümettedir. Getirilmek istenen Cumhurbaşkanı ise bütün yürütme yetki ve görevini elinde toplamış, parti genel başkanlığı yapabilecek, yasama ve yargıya müdahale edebilecektir. Şu andaki başbakan ve bakanların kat kat üstünde yetki kullanabilecek, ama sorumluluğu onlardan daha hafi f olacak. Karşılaştırma yapılacaksa bugünkü hükümet üyelerinin sorumluluğuyla karşılaştırılmalıdır. Şu anda başbakan ve bakanların işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle Meclisin 55 milletvekilinin (%10 imza) imzası ile soruşturma açılması istenebiliyor, basit çoğunlukla (139 bile olabilir) meclis soruşturması açılmasına karar verilebiliyor ve 276 oyla (salt çoğunluk) da Yüce Divana sevk edilebiliyor. (Teklif m.19/E, m.11; Anayasa m.100, m.106) Teklifte ise, çok daha fazla yetki verilen Cumhurbaşkanının sorumluluğunu sağlamak ve denetlemek nerdeyse imkânsız hale getirilmiştir. Yüce Divana sevk için sırasıyla 301, 360, 400 milletvekilinin oy vermesine ihtiyaç vardır. Parti genel başkanı sıfatıyla Meclis gurubunu da kontrol eden Cumhurbaşkanını Yüce Divana sevk için bu oyları bulmak neredeyse imkânsızdır. (Teklif m.10; Anayasa m.105)
SORU 12) BAKANLARIN SORUMLULUKLARI MEVCUT ANAYASADAN FARKLI MI?
Evet farklı. Onlar da işledikleri suçlar nedeniyle neredeyse yargılanamaz hale getirilmişlerdir. Şu anda bakanların işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle Meclisin 55 milletvekilinin (%10 imza) isteği ile soruşturma açılması istenebiliyor, basit çoğunlukla (139 bile olabilir) meclis soruşturması açılmasına karar verilebiliyor ve 276 oyla (salt çoğunluk) da Yüce Divana sevk edilebiliyor. Getirilen sistemde ise aynı Cumhurbaşkanı gibi Yüce Divana sevk için sırasıyla 301, 360, 400 milletvekilinin oy vermesine ihtiyaç var. (Teklif m.11; Anayasa m.106)
SORU 13) CUMHURBAŞKANI ÖNERİLEN YENİ REJİMDE NELER YAPABİLECEK?
Bütün yönetim işlerini yapabilecek. Bugün başbakan ve bakanların kullandığı bütün yetkileri kullanabilecek. Bakanlıkları, kamu idaresinin tamamını istediği gibi Kararnamelerle düzenleyebilecek. Bakanlıkları, devlet dairelerini, kurumları kuracak, kaldıracak, görevlerini belirleyecek, atayacak, azledecek, soruşturma yapacak, disiplin işlerini düzenleyecek, ihale yapacak, üniter yapıyı bozacak idari düzenlemeler yapabilecek, ne kadar devlet yetkisi varsa kullanacak. (Teklif m.9, m.14, m.15, 19/B; Anayasa m.104, m.123) Partili Cumhurbaşkanı sıfatıyla milletvekili adaylarını belirleyecek, meclisin oluşumuna müdahale edecek, Meclisi fesih edebilecek, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yasama yetkisine ortak olacak, kanunları veto edebilecek. (Teklif m.8, m.9, m.12; Anayasa m.101, m.104, m.116) 7 Yüksek mahkemelere, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna üye atayacak, yargıyı belirleyecek. (Teklif m.17; Anayasa m.146, m.154, m.155, m.159) Bütün bunları yaparken hiçbir şekilde hesap vermeyecek, sorumlu olmayacak. Herkese dokunabilen ama kendisine dokunulamayan bir kadir-i mutlak kişi olacak.
SORU 14) CUMHURBAŞKANI PARTİ GENEL BAŞKANI OLABİLECEK Mİ? PARTİLİ OLMASININ NE SAKINCASI VAR?
Cumhurbaşkanı hem parti üyesi hem de isterse genel başkan olabilecek. Parti genel başkanı olarak milletvekili listesi yapabilecek. Partisinin meclis grubunun başkanı olacak. Bu şekilde Meclisi istediği gibi şekillendirme ve etkileme imkânına sahip olacak. Parti başkanı olarak aynı zamanda yüksek yargıçlar atayabilecek. Yargı siyasetin emrine girecek. Ayrıca parti başkanı sıfatı Cumhurun başkanı olmasına engel olacak. Sadece kendi partililerinin başkanı olacak. Milleti temsil etmesi söz konusu olamayacak. Partili olması nedeniyle tarafsız olması mümkün olmayacak. (Cumhurbaşkanının yemin etmesini düzenleyen 103.madde aynen duruyor. Orada tarafsızlık üzerine yemin edecek (!), ancak partisinin genel başkanı sıfatıyla parti yönetecek.) Devlet düzeninin parti düzenine, devletin de parti devletine dönüşmesine anayasa ile izin verilmiş olacak. (Teklif m.8; Anayasa m.101) 8

SORU 15) CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ İLE TBMM SEÇİMİNİN AYNI GÜN YAPILMASININ NE SAKINCASI VAR?
Cumhurbaşkanı seçimi ile milletvekili seçimi aynı gün yapılırsa parti genel başkanı olan Cumhurbaşkanı adayı, aynı zamanda partisinin milletvekillerini de belirleme imkânı bulacak. Burada hem aday gösterme yetkisi nedeniyle milletvekillerini ismen belirleme imkânı olacak, hem de aynı anda yapılan seçimlerde seçmen, Cumhurbaşkanı ile onun partisine oy vereceğinden siyasi olarak da meclis çoğunluğuna hâkim olacak. Böylece seçilen Cumhurbaşkanı fi ilen yasama organının da çoğunluğunu belirleyip, kontrol edebilecek. Meclisin Cumhurbaşkanını denetleyebilmesi fi ilen mümkün olmayacak. Bu da güçler ayrılığını yok edecek. Oysa, seçimlerin farklı zamanlarda yapılması, milli irade denetiminin işletilmesini de sağlar. Meclisin Cumhurbaşkanı ve yürütme karşısındaki bağımsızlığını güvence altına alır. Cumhurbaşkanını seçen irade, aradan bir süre geçtikten sonra yönetimden memnun olmaz ise bunu Meclis seçiminde sandığa yansıtıp iktidarı denetleyecek bir Meclis seçerek denge kurabilir. Aynı anda seçim denetim yolunu ortadan kaldırır. Getirilen düzenleme bir anlamda bir dayatma düzenlemesidir. Millete “kimi Cumhurbaşkanı seçiyorsan onun partisinin milletvekillerini de seç ve beş yıl onlara katlan” demektir. Demokratik başkanlık sistemlerinde Başkan seçimi ile Meclis seçimleri ayrı tarihlerde yapılır. (Teklif m.11, m.12, m.20; Anayasa m.106, m.116, geçici madde 21) 9
SORU 16) CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ NEDİR?
Cumhurbaşkanı bu yolla yasama yetkisine ortak mı oluyor? Teklife göre Cumhurbaşkanı, kişi hak ve ödevleri ile siyasi hak ve ödevlere ilişkin temel haklar hariç, yürütmeye ilişkin her konuda kararname çıkarabilir. Olağanüstü hallerde bu sınırlamalara da bağlı kalmadan tek başına her konuda kararname çıkarabilir. (Anayasa Komisyonunda eklenmiştir. Teklif 13; Anayasa 119) Bu kararnameler kanun gibidir. Bu yetki bir anlamda tek başına kanun yapma yetkisidir. Yani padişah fermanı gibidir. Evet, Cumhurbaşkanı bu yolla yasama yetkisine ortak edilmiştir. Anayasada yasama yetkisi TBMM’ne verilmişse de, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarmak suretiyle Cumhurbaşkanı Meclisin yasama yetkisine ortak olmaktadır. (Teklif m.9; Anayasa m.104)
SORU 17) MECLİS AYNI KONUDA KANUN ÇIKARIRSA KARARNAME HÜKÜMSÜZ OLACAĞINA GÖRE, MECLİS İSTERSE KARARNAME ÇIKARMAYI ENGELLEYEMEZ Mİ?
Hayır engelleyemez. Çünkü Meclisin çıkardığı kanunu Cumhurbaşkanı veto edebilir. Veto ettiğinde Meclis bunu ancak salt çoğunlukla (301 oyla) tekrar kabul edebilir. Aksi halde kabul edilmez. Partili Cumhurbaşkanı, kontrol ettiği mecliste aynı kanunun salt çoğunlukla geçmesini engelleyip, fi ilen yasa çıkarma yolunu tıkayarak, kararname yolunu açacaktır. Bu kanunlarla değil, kararnamelerle Türkiye’nin yönetileceği anlamına gelir. Bu durum açıkça milli irade gaspıdır. (Teklif m.19/C; Anayasa m.89)

SORU 18) VETO YETKİSİ ŞİMDİ DE VAR. OLMASININ SAKINCASI NE?
Şimdiki veto yetkisi elinde yürütme gücü yoğunlaşmamış, nispeten sınırlı yetkiye sahip Cumhurbaşkanına verilmiş bir denge-denetim mekanizmasıdır. Ayrıca vetodan sonra Meclis aynı kanunu basit çoğunlukla (katılanların çoğunluğuyla) yeniden kabul edebilir. Getirilen değişiklikle diktatörlük yetkilerinin verildiği bir tek adamın elinde veto yetkisi olması, yasama organını tamamen sembolik hale getirir. Özellikle bu yetki; vetodan sonra aynı kanunun ancak salt çoğunlukla (301 oyla) kabul edilme şartı ve Cumhurbaşkanının kararname çıkarma yetkisi ile birleşince, Meclisi tamamen işlevsiz bırakacak bir suiistimal aracına dönüşür.
SORU 19) YASAMA TEKELİNİN MECLİSTE OLMASININ ÖNEMİ NEDİR?
Milli egemenliğin şartı olmasıdır. Egemenliği halka ait kılan en önemli unsur, kanun yapma tekelinin milletin meclislerinde olmasıdır. Egemenliğin krallardan halka geçmesi sürecinde en önemli kavşak noktası, yasama tekelinin milletin (halkın) seçtiği meclislere verilmesidir. Demokrasiler egemenliğin saraydan, krallardan alınıp halka verilme sürecidir. Bu bir anlamda fermandan kanuna geçmeyi ifade eder. TBMM’nin yasama tekelini kaldırmak, tek adama kararname çıkararak buna ortak olma yetkisi vermek, kanundan fermana, milli egemenlikten krallığa geçmektir.
SORU 20) CUMHURBAŞKANININ MECLİSİ FESİH YETKİSİNİN NE SAKINCASI VAR? ŞU ANDA DA BU YETKİSİ YOK MU?
Cumhurbaşkanı da, Meclis de halk tarafından seçiliyor. Meclisin halkı temsil oranı (tüm partiler temsil edildiğinden) her zaman 11 Cumhurbaşkanından daha yüksektir. Milletin seçtiği Meclisi yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanın fesih etmesi, yürütmenin yasama üzerinde tahakküm kurmasına neden olur. Cumhurbaşkanı hiçbir gerekçe göstermeden Meclisi fesih etme yetkisiyle donatılıyor. Bu, hoşuna gitmediği anda Meclisi ortadan kaldırma yetkisi demektir. Örneğin işlediği bir suç nedeniyle (zor da olsa) 301 imzayla hakkında soruşturma açılması istenen Cumhurbaşkanı henüz soruşturma açılmadan önce Meclisi fesih edip soruşturma açılmasını engelleyebilir. Ya da vetoya rağmen 301 oyla kanun yapıp kararname çıkmasını önleyen, Cumhurbaşkanının istediği gibi hareket etmeyen meclisi, Cumhurbaşkanı gerekçe göstermeden fesih edebilir. Cumhurbaşkanının fesih yetkisi parlamenter sistemlere özgü bir mekanizmadır. Belirli şartlara bağlıdır. Şu anda bizdeki yetki sadece hükümetin kurulamaması halinde verilmiş, şartları da anayasada gösterilmiş bir yetkidir. Tarihimizde, Büyük Atatürk’e dahi bu yetki verilmemiştir. Atatürk bütün milli mücadeleyi ve sonrasındaki devrimleri Milletin Meclisi ile birlikte yapmıştır. Demokratik başkanlık sistemlerinde başkana bu yetki tanınmaz. Başkanlık adı altında bozulmuş sistemlerde ise bu tip yetkilerin verildiği görülmüş ve hepsinde de rejim otoriterleşmiştir. (Teklif m.12; Anayasa m.116) Cumhurbaşkanı Meclisi tek başına vereceği kararla fesih edebilirken, Meclis Cumhurbaşkanının görevine ancak 3/5 çoğunlukla (360 oy) son verebiliyor. Yani işlemesi Meclis açısından son derece zor, Cumhurbaşkanı açısından ise çok kolay bir sistem getirilmiş.
SORU 21) CUMHURBAŞKANININ İKİ DÖNEMDEN FAZLA SEÇİLMESİ KESİN OLARAK ENGELLENMİŞ Mİ?
Hayır. Kural olarak iki dönem seçilebilir. Ancak partili Cumhurbaşkanı ikinci döneminin sonuna yaklaştığında, Meclisin 3/5 çoğunluğunu yönlendirebilirse seçimlerin yenilenmesi kararı aldırarak bir dönem daha seçilebilir. (Teklif m.12; Anayasa m.116) Soru 22) Başkomutanlık yetkisi TBMM’den alınıyor mu? Başkomutanlık Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulduğu günden bu yana tartışmasız ve mutlak olarak Meclise ait olmuştur. Milli mücadele döneminde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e dahi geçici ve Meclisi temsilen verilmiştir. Mevcut Anayasada Cumhurbaşkanının TBMM adına Başkomutanlığı temsil yetkisi bulunmaktadır. Teklifi n ilk şeklinde “TBMM adına” kısmı çıkarılmış, sadece “Başkomutanlığı temsil eder” denmiştir. Tepkiler üzerine Anayasa Komisyonunda bu ibare yeniden eklenmiştir. Yani önce Başkomutanlığı Meclisten alıp doğrudan Cumhurbaşkanına bağlama teşebbüsünde bulunulmuş, tepkiler üzerine Komisyon aşamasında vaz geçilmiştir. (Teklif m.9; Anayasa m.104) Soru 23) Bu değişiklikle nasıl bir Meclis yaratılıyor? Yetkisi ve etkisi sıfırlanmış, aciz bir Meclis yaratılıyor. Güvenoyu ve gensoru gibi denetim mekanizmaları olmayan, yürütme üzerinde hiçbir etkili denetim imkânı kalmayan, yasama tekeli elinden alınmış, yasama yetkisi sınırlanmış, fesih tehdidi altında aciz bir Meclis yaratılıyor. Bu Türkiye Büyük Millet Meclisini tabuta koyup üzerine son çiviyi çakma projesidir.
SORU 24) YARGININ, YASAMA VE YÜRÜTMEYİ DENETLEME İMKÂNI YOK MU?
Yok. Yargı tamamen siyasetin emrine girecek. Güçler ayrılığı ve denge-denetleme mekanizmalarının en önemli unsuru olan bağımsız yargı denetimi fi ilen imkânsız hale gelecektir. Tüm yüksek yargıçlar ve yüksek yargı kurulu doğrudan ya da dolaylı Cumhurbaşkanı ve onun hakim siyasi anlayışına göre şekillenecektir. Bu nedenle denetim imkânı da kalmayacaktır. Yargı tümüyle Cumhurbaşkanının emrindeki bir organ olacaktır. Adalet dağıtmayacak, Cumhurbaşkanının sopası olarak kullanılacaktır. (Teklif m.17; Anayasa m.146, m.154, m.155, m.159)
SORU 25) HAKİMLER VE SAVCILAR KURULU NASIL OLUŞACAK?
Hakimler ve Savcılar Kurulu 13 üyeden oluşacak. Cumhurbaşkanı Kurulun 6 üyesini (Adalet Bakanı, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve dört üyeyi) doğrudan belirleyecek. Kalan 7 üyeyi de parti başkanı sıfatıyla kontrol ettiği Meclis aracılığıyla seçtirecektir. Bütün yargı örgütünün başı olan kurul, böylece Cumhurbaşkanı ve onun siyasi anlayışına uygun oluşacaktır. (Teklif m.17; Anayasa m.159) Teklif metninde 12 olan sayı Anayasa Komisyonunda 13’e çıkarılmış, Adalet Bakanlığı Müsteşarı da kurulun doğal üyesi yapılmıştır. Bu şekilde Kurul üzerindeki yürütme hakimiyeti (siyasi hakimiyet) daha da pekiştirilmiştir. Cumhurbaşkanının altı üyeyi doğrudan belirleme imkanı muhafaza edilmiştir.
SORU 26) ANAYASA MAHKEMESİ ÜYELERİ NASIL SEÇİLECEK?
Cumhurbaşkanı 15 üyeli Anayasa Mahkemesinin 12 üyesini bizzat kendisi, 3 üyesini de partisi aracılığıyla kontrol ettiği TBMM eliyle belirleyecektir. 14 Bu Anayasa mahkemesi yarın Yüce Divan sıfatıyla kendisini seçen Cumhurbaşkanını, yardımcılarını ve bakanlarını yargılayacak(!..) (Teklif m.19/D; Anayasa m.146)
SORU 27) CUMHURBAŞKANININ YÜKSEK YARGIDA BAŞKA SEÇİM YETKİSİ DE VAR MI?
Danıştay üyelerinin dörtte biri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcı vekilini seçme yetkisi de var. Cumhurbaşkanının seçtiği Danıştay üyeleri, Cumhurbaşkanının temsil ettiği idarenin eylem ve işlemlerini denetleyecek(!) Ayrıca Yargıtay ve Danıştay’ın kalan üyelerini de Cumhurbaşkanının belirleyeceği Hakimler ve Savcılar Kurulu atayacak. (Anayasa m.154, m.155)

SORU 28) ŞU ANDA DA CUMHURBAŞKANININ ANAYASA MAHKEMESİ, DANIŞTAY, YARGITAY VE HSYK’NA ATAMA YETKİSİ YOK MU?
Var. Ancak mevcut Anayasada tanımlanan Cumhurbaşkanı başka, teklif edilen anayasal değişiklikteki Cumhurbaşkanı başka… Bu Cumhurbaşkanın yetkileri parlamenter sisteme göre fazla dahi olsa, getirilen sisteme göre yok denecek kadar sınırlı. Değişiklikte tarif edilen Cumhurbaşkanı, bütün yetkileri elinde toplayan bir kişi olacaktır. Dolayısıyla gerçek bir yargı denetimi için, Cumhurbaşkanının yargı alanında hiçbir yetki kullanmaması gerekir.
SORU 29) ÜNİTER DEVLET TEHLİKEDE Mİ?
Evet. Cumhurbaşkanına, kararname çıkararak merkezi idare alanında geniş düzenlemeler yapabilme ve sınırsız şekilde kamu tüzel kişilikleri kurabilme yetkileri tanınmıştır. Böylece idari alanda 15 sınırları belirsiz örgütlenmeler oluşturma yolu açılmıştır. Tepkiler nedeniyle Komisyon aşamasında her ne kadar teklif metninden 14. ve 15.maddeler çıkarılmışsa da, Anayasanın 104 ve 123. maddelerindeki değişiklikler Cumhurbaşkanına yetkilerini kullanarak üniter yapıyı değiştirecek idari düzenlemeler yapma imkanı vermektedir. Bu federasyona geçiş hazırlığıdır. (Teklif m.9. 19/B; Anayasa m.104, m.123)
SORU 30) BU ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ GEÇERSE NE OLUR?
1. Anayasayla bir diktatör yaratırız. Her şeye dokunan ama kendisine dokunulamayan bir diktatör ortaya çıkar.
2. Demokratik rejimden tamamen ayrılıp otoriter bir rejim kurulur.
3. Hiçbir vatandaşın, can, mal ve hukuk güvenliği kalmaz. Her kişi, kurum ve kuruluş tek bir kişinin, bir diktatörün vicdanına terk edilir.
4. Yönetimi denetleyecek hiçbir güç kalmaz. Devlet yönetiminde ve ülkede zorbalık hakim olur.
5. Bir kişi hem hükümet, hem meclis, hem mahkeme olur. Yasama, yürütme ve yargı tek bir elde toplanır.
6. Etkisiz, yetkisiz, aciz ve sembolik bir Meclis ortaya çıkar.
7. Meclisi mezara, demokrasiyi tarihe gömeriz.

Yazı kategorisi: Edirne, Güncel Haber, Güncel Yorumlar, Genel Yorumlar, Uzunköprü Haberleri, Yazarlar

YENİ ÇİPLİ EHLİYET ÇIKARMAK İÇİN GEREKLİ BELGELER

yeni-ehliyetler-icin-istenecek-belgeler-belli-oldu-6381160
Yeni ehliyet dönemi 2016 yılında başlıyor.Peki Yeni Ehliyet çıkartmak için hangi belgeler gerekli olacak? Yeni ehliyetler için gerekli olan belgeler hangileridir?

Yeni ehliyetler için istenecek belgeler belli oldu
Ehliyetlerini değiştirmek isteyen sürücülerden biyometrik fotoğraf, sağlık raporu ve parmak izi istenecek. Ehliyet verme işlemleri de 1 yıl içinde Emniyet Genel Müdürlüğü yetkisinden alınarak nüfus müdürlüklerine devredilecek.
İçişleri Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, Karayolları Trafik Yönetmeliğinde yapılan değişiklikle mevcut sürücü belgeleri 1 Ocak 2016’dan itibaren değiştirilmeye başlanacak. Bu kapsamda mevcut sürücü belgeleri 5 yıl içinde yeni tip sürücü belgeleriyle değiştirilecek. Yeni sürücü belgeleri, uluslararası standartlara sahip olduğu için diğer ülkelerde de kullanılabilecek.
Yeni sürücü belgeleri için vatandaşlardan şu belge ve işlemler istenecek:
“Tek hekimden alınan ‘Sürücü olur’ sağlık raporu, 1 biyometrik fotoğraf, parmak izi, sürücü belgesi değerli kağıt bedeli ile hizmet bedeli olan 15 liranın anlaşmalı bankalara yatırıldığını gösteren ödendi belgesi.”
Vatandaşlar bu belgelerle emniyet müdürlüklerinin trafik tescil şube müdürlüklerine başvuracak.
POSTAYLA TESLİM EDİLECEK
Yeni tip ehliyetler tek basım merkezinde basılıp sürücülerin adresine postayla gönderilecek. Yeni tip sürüsü belgeleri, minibüs, otobüs, kamyon ve çekici sınıfları için 5 yıl, motosiklet, otomobil, traktör ve iş makinesi sınıfları için 10 yıl geçerli olacak. Ehliyetler, bu sürenin sonunda, sürücü sağlık kontrolünden geçirilerek yeniden düzenlenecek. İlk defa sürücü belgesi alanlar ile herhangi bir sebeple sürücü belgesi iptal edilmiş olup da yeniden sürücü belgesi alanlar, belgenin alındığı tarihten itibaren 2 yıl süreyle aday sürücü olarak kabul edilecekler.
17 SINIF OLACAK
9 sınıftan oluşan mevcut sürücü belgelerinin aksine yeni tip sürücü belgesi 17 sınıftan oluşacak. Otomobil ve kamyonet kullanmak için B, kamyon ve çekici kullanmak için C, minibüs kullanmak için D1, minibüs ve otobüs kullanmak için D sınıfı ehliyete ihtiyaç duyulacak. Lastik tekerlekli traktör kullanacaklar F, iş makinesi kullanacaklar ise G sınıfı sürücü belgesi alacaklar. B sınıfı sürücü belgesiyle kullanılan araçlara takılan ve azami yüklü ağırlığı 3 bin 500 kilogramı geçmeyen römork içeren birleşik araçları kullanmak içi “BE” sınıfı ehliyet istenecek.
Azami yüklü ağırlığı 3 bin 500 kilogramın üzerinde olan ve 7 bin 500 kilogramı geçmeyen kamyon ve çekiciler için C1 sınıfı ehliyet gerekecek. C sınıfı sürücü belgesiyle kullanılan araçlara takılan ve azami yüklü ağırlığı 750 kilogramı geçen römork veya yarı römorktan oluşan birleşik araçlar için “CE” sınıfı ehliyet istenecek.
İki, üç ve dört tekerlekli motorlu bisikletler için M, silindir hacmi 125 santimetreküpü, gücü 11 kilovatı ve gücünün ağırlığına oranı 0,1’i geçmeyen sepetli veya sepetsiz iki tekerlekli motosiklet ile gücü 15 kilovatı geçmeyen 3 tekerlekli motosikletler için A1 sınıfı ehliyet gerekecek.
NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİ YETKİLİ
Meclis’te bekleyen yeni yasa tasarısı ile ehliyet verme işlemleri 1 yıl içinde Emniyet Genel Müdürlüğü yetkisinden alınarak nüfus müdürlüklerine devredilecek. Ancak hükümet isterse bu süreyi uzatabilecek.

Yazı kategorisi: Güncel Haber, Güncel Yorumlar, Genel Yorumlar, Uzunköprü Haberleri, Uzunköprü Yorumları, Yazarlar

Kış Lastiği Uygulaması 1 Aralık ta Başlıyor

    12249959_912981315423775_6234039295292623421_n

Her yıl olduğu gibi 1 Aralık tarihinden itibaren şehirler arası yollarda yolcu ve eşya taşımacılığı yapan araçların zorunlu olarak  kış lastiği takma uygulaması başlayacaktır. Bu uygulama zorlu kış şartlarına karşı önlem almamış, sürücünün kendisinin, diğer sürücülerin ve yolcuların mağdur olmaması için hayata geçirilmiştir.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının 2012 yılında çıkardığı “Araçların Yüklenmesine İlişkin Ölçü ve Usuller ile Tartı ve  Boyut Ölçüm Toleransları Hakkında Yönetmelik” şöyle demektedir ;

“Yolcu ve eşya taşımalarında kullanılan araçların 1 Aralık ile 1 Nisan tarihleri arasında kış lastiği kullanmaları zorunludur. Hava şartlarının gerektirmesi halinde söz konusu tarih aralığındaki süre Bakanlıkça 1 ay artırılabilir.”

Bu yönetmeliğe uymayan aracın işletenine  kanun çerçevesinde bakanlığın verdiği yetkiye dayanarak 2016 yılı içinde, trafik görevlilerince 602 Türk lirası tutarında idari para cezası karar tutanağı düzenlenir ve bu araçların lastiklerini uygun hale getirebilecekleri en yakın yerleşim birimine kadar gitmelerine denetimle görevli olanlar tarafından izin verilir.

Yönetmeliğe uymayan araçları denetlemeye, Bakanlığın yetkilendirdiği Bakanlık personeli ile Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının sınır kapılarındaki birimleri ve belediyelerin denetim birimleri yetkilidir.

Ayrıca yönetmelik uluslararası taşımalarda kullanılan yabancı plakalı araçlar içinde geçerli olacaktır.

Kış lastiği takma zorunluluğu hususi otomobiller için geçerli değildir, ancak valilikler hava şartlarının durumuna göre hususi otomobiller içinde kış lastiği takma zorunluluğunu hayata geçirebilirler, bunun için araç sürücüleri bu mevsimde valilik açıklamalarını yakından takip etmelidir.

Geçen kış şehirler arası yük ve yolcu taşıyan 3 bin 300 ticari araç sahibine, kış lastiği takmadıkların için 1 milyon 950 bin lira para cezası uygulanmıştır.

Ticari araç sürücüleri son güne kalmadan kış lastiklerini taktırmalıdırlar.

Ülkemizde meydana  gelen trafik kazaları hem biz araç sahiplerine hem de ülke ekonomimize büyük zararlar vermektedir, bu kazalarda ortaya çıkan ölüm ve yaralanmalarda ise bir çok aile üzüntü içinde, acı içinde kalmaktadır. Biz araç sahipleri ve sürücüleri gerekli tedbirleri alarak özellikle kış mevsiminde araçlarımızda mutlaka kış lastiğimizi takmalı, takoz , zincir, çekme halatı gibi ekipmanları yanımızda bulundurmalıyız.

Hayatta herşeyi riske atabiliriz ancak hayatımızı riske atmamalıyız. Yolunuz açık, geleceğiniz aydınlık olsun.

METİN DEMİRTAŞ

Trafik Bilgisi ve Direksiyon Eğitmeni

Yazı kategorisi: Güncel Haber, Genel Yorumlar, Siyaset

Küba Devriminin lideri Fidel Castro hayatını kaybetti

 

 15203323_10154733413353879_6202033500385603753_n

Küba Devlet Televizyonu, 90 yaşındaki Fidel Castro’nun hayatını kaybettiğini duyurdu.

Yaşadığı süre içerisinde 11 ABD Başkanı deviren Castro, 90 yaşında hayata gözlerini yumdu.

55 yıl önce gerçekleşen Küba devriminin lideriCastro, yıllar sonra ilk kez Nisan ayında bir konuşma yapmış ve Komünist Parti’nin kongresinde yakında öleceğini söyleyip, partililerden inandığı ideallere sahip çıkmalarını istemişti.

Castro, “Yakında 90 yaşında olacağım. Yakında ben de diğer önderler gibi gideceğim. Elbette hepimizin zamanı gelecek. Ancak Kübalı komünistlerin idealleri, inançları bu dünya için, insanlık için fayda sağlamaya devam edecek. Bu idealler için savaşmaya devam etmeliyiz” diye konuşmuştu.

 

FİDEL CASTRO KİMDİR?

Fidel Castro kimdir, Fidel Castro Ruz, Küba‘nın devrimci lideri.

13 Ağustos 1926‘da Mayari‘de dünyaya geldi. Dönemin Küba halkına göre ekonomik durumu iyi sayılabilecek bir ailenin çocuğuydu. Sahip oldukları şeker kamışı tarlası ile geçimlerini sağlamaktaydılar. İlk öğrenim yıllarını özel katolik okullarında tamamladıktan sonra, 1945 yılında Havana Üniversitesi’ne girdi. Öğretmenlerinin dikkatini, bütün kitapları ezberlemesini sağlayan inanılmaz hafızası ile çekti.

Üniversite eğitimi sırasında hukuk alanına yoğunlaşan Castro, Küba’daki mevcut rejime karşı olan pek çok gruba dahil oldu. Küba hükümetinin bu grupları 1947 yılında dağıtmasının ardından, Castro ve arkadaşları Bogota‘da getıldılar.

1950 yılında okulundan derece ile mezun oluşunun ardından politikanın gücünü keşfetti ve Ortodoks Parti’ye katıldı. Küba Meclisi’nde bir sandalye sahibi olmak için çalışmalara başladı. Ancak bu çalışmaları, Flugencio Batista‘nın, Ortodoks’ların yükselişini engellemek için Küba yönetimini ele geçirmesiyle kesintiye uğradı. Batista yönetiminde pek çok politikacı öldürüldü ve çok sayıda insan baskı altında tutulmaya başlandı.

Castro, Küba’nın çeşitli bölgelerinden yaklaşık 200 devrimciye liderlik ederek, Batista yönetimine son vermek isteyen bir gerilla grubu oluşturdu. 26 Temmuz 1953 tarihinde, Castro’nun gerilla grubu, Santiage de Cuba‘daki Moncada askeri kışlasına bir saldırı gerçekleştirdi. Saldırı ile birlikte çok sayıda mühimmat ve silah ele geçiren Castro’nun grubundakilerin tamamına yakını, daha sonra hükümet tarafından gönderilen ek kuvvetlerce öldürüldü. Castro yakalanarak onbeş yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Castro son olarak geçtiğimiz Ağustos ayında 90. doğumgünü nedeniyle halkın karşısına çıkmıştı.

Bir yıl sonra Batista, Castro’nun da içinde bulunduğu tüm siyasi suçlular için bir af çıkardı. Hapisten çıktıktan sonra da devrimci fikirlerinden vazgeçmeyen Castro, Meksika‘ya giderek, hükümeti devirmek için yeni bir gerilla grubu oluşturdu. Bu ülkede, o sıralarda sağlık hizmetleri vermekte olan Che Guevara ile tanıştı. İkili, kurdukları 82 kişilik gerilla grubuna savaş eğitimi vermeye başladı.

2 Aralık 1956 tarihinde, Küba’ya dönen grup, donanma tarafından yok edildi ancak, Castro ve Che kaçmayı başararak dağlarda saklanmaya başladılar. Buradan yönettikleri küçük vur-kaç operasyonları ile propagandalarını yapmayı başardılar ve halkın desteğini kazanmaya teğini arkalarına almayı başardılar ve 1 Ocak 1959 tarihinde Batista hükümetini devirdiler.

Bu başarıdan sonra Havana’ya hareket eden Castro, kendisini Küba Cumhurbaşkanı ilan etti. Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı ilk konuşması sırasında omuzuna konan bir güvercin, çok inançlı olan Küba halkının, onun tanrının bir elçisi olduğuna inanmalarını sağladı. Konuşmasında, hükümetinin halka karşı dürüst olacağını ve yolsuzlukların artık geride kaldığını söyleyen Castro, 1940 Küba Anayasası‘nın büyük bir kısmını da oluşturdu. Castro iktidara geldikten sonra, Batista taraftarı partililerin büyük bir kısmı idam edildi.

1959 yılında Castro, Amerika Birleşik Devletleri‘ni de kapsayan bir tura çıkarak, ulusları birlik ve beraberliğe özendirmeye çalıştı. Amerika’nın o dönemdeki başkanı Eisenhower görüşmeyi reddetse de, başkan yardımıcısı Nixon Castro’yu kabul etti. Ancak daha sonra Nixon Castro’yu, çökertilmesi gereken komünist bir diktatör olarak niteledi. Daha sonra Birleşmiş Milletler Genel Konseyi’nde konuşmak için tekrar Amerika’ya giden Castro, konsey tarafından da hoş karşılanmadı.

Castro Küba’ya döndü ve %70’i yabancıların ellerinde olan ülke topraklarını halka geri kazandırmak için sosyalist bir ekonomi oluşturma çalışmalarına başladı. Bütün Amerikan işletmelerinin kamulaştırılması emrini verdi ve bu ülkeyle olan bağlarını kopardı. Bunun üzerine 31 Ocak 1961 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri, Küba’ya karşı ticari ambargo uygulaması başlattı. Küba’daki işletmelerinin kamulaştırılması ile Amerika, bir milyar dolardan daha fazla bir kayıpla karşı karşıya geldi.

Castro, kendi ülkesindeki bölgelerindeki devrimcilere de destek olmaya çalıştı. Küba devrimi gerçekleştikten sonra ülkeden ayrılıp Bolivya‘ya giden Che’ye, amacını gerçekleştirmesi için destek verdi. Che’nin 1967 yılındaki ölümünden sonra da, henüz yönetim konusunda istikrarı yakalayamamış pek çok Latin Amerika ülkesine de, komünist devrimi gerçekleştirmeleri için askeri destek yolladı.

Yazı kategorisi: Eleştirel Haber, Güncel Haber, Güne Ses, Genel Yorumlar, Sağlık, Yazarlar

Vicdanlar ipotekli değilse

Nazmi METİN-siyah beyaz-1

 

Yapılar demir ve betondan, insanlar beyin ve yürekten oluşurlar…

 

Ülkemizde bu bilinenin yaşanan zamana ve içinde yaşanılan yapılara göre farklılıklar göstermesinin bize özgü nedenleri neler olabilir?

 

Özellikle son yıllarda orman vasfını kaybetmiş alanlar ile tarım alanından rant alanına dönüştürülerek imara açılmış alanlarda yükselen yapılarımızın mimari özellikleri gibi isimleri de değişkenlik gösterir olmuş, yapılara verilen isimler yapılış nedenlerinden çok hizmet kalitesinden amaçlananı yansıtır olmuşlardır.

 

Örneğin dünyadaş ülkeler tıp hizmeti ile ilgili kurumsal yapılara o alandaki buluşlara imza atmış bilim adamlarının isimlerini verirken, bizde kılıç kalkan egemenliği dönemlerinde kelle almayla ün yapmış büyüklerimizin isimlerinin verilmesi gibi…

 

Örneğin isimlere ve cisimlere takılı kalınmış bir hizmet anlayışının vicdani yükümlülüğü ortadan kaldırmasıyla, şahsımın sıradan bir sinüzit iltihabı rahatsızlığını yanlış ilaç ve tedavi yöntemiyle günlerce sürecek yarısı yara bereye gark olmuş, ağrılı ve acılı bir yüze sahip olmasına yol açılması gibi…

 

Yapıların içindeki hizmet kalitesi değişimine rantsal yağmacılıkla başlayıp, kurumsal yapı ismi, hizmetlisinden doktoruna çalışan alımı gibi konularda olduğu gibi tek parti iktidarı yaklaşımlarıyla sürdürdüğünde ortaya her aşaması insani olandan uzak düşmüş bir hizmet uygulamasının çıkması kaçınılmazdır.

 

Yapılar demir ve betondan oluşurlar ve oluşumun her aşamasında insan vardır…

Eğer vicdanlar ipotekli değilse, hizmetin her aşamasında da İNSAN OLMALIDIR.

(Nazmi METİN-11 Kasım 2016)

Yazı kategorisi: Eleştirel Haber, Güncel Haber, Genel Yorumlar, Sağlık, Uzunköprü Haberleri

Antibiyotik tedavisi Nazmi Metin’in hayatına mal oluyordu

 

2016 yılı Haziran ayında anjiyo olan Trakya Ressamlar Derneği başkanı Nazmi Metin’e, sinüzit rahatsızlığı nedeniyle uygulanan antibiyotik tedavisi az daha hayatına mal oluyordu.

31 Ekim 2016 pazartesi günü Edirne’de Aile Hekimliğinde başlayan ve Edirne Devlet Hastanesi acil servisinde süren yanlış tedavi uygulaması sonucunda Nazmi Metin’in yüzünde yaralar oluştu.

Trakya Ressamlar Derneği başkanı Nazmi Metin’in 31 Ekim 2016 pazartesi günü sinüzit rahatsızlığı nedeniyle gittiği Aile Hekimliğinin uyguladığı yanlış tedavi yöntemi ile başlayan sağlık işkencesi sürüyor.

Gittiği Aile hekimliğinde, 2016 Haziranında anjiyo olduğunu ve düzenli ilaç tedavisi gördüğünü belirtmesine karşın kendisine uygulanan antibiyotik tedavisi sonucunda yüzünün sol yanının şiştiğini ve yaralar oluştuğunu belirten Nazmi Metin, “durumumun kötüleşmesi üzerine 3 Kasım 2016 Perşembe akşamı gittiğim Edirne Devlet Hastanesi acil servisinde süren yanlış müdahale nedeniyle yaşadığım titreme şoku yüzünden 2. Kez acil servise alındım, bir saatlik bir dinlenmeden sonra evime yollandım” diye konuşarak şunları söyledi.

“Durumumda kötüleşmenin artarak sürmesi üzerine 4 Kasım 2016 Cuma günü erken saatlerde yine Edirne Devlet Hastanesi kulak burun boğaz bölümüne gittim. Burada randevusuz bakılmadığı gerekçesiyle yine acile gitmek zorunda bırakıldım. Bu kez antibiyotik müdahalesinin yanlışlığı kabul edildi ve sadece serum ve ağrıkesici tedavisi uygulanarak evime gönderildim. Yüzümdeki şişmenin sürmesi üzerine bu kez Trakya Üniversitesi Hastanesi acil servisine giderek ülkeyi yönetenlerin o çok övündükleri ve günlerdir acıyla kıvranarak arayıp da bulmadığım sağlık hizmetini aramayı sürdürdüm.

Koca koca yapılı, içleri allı pullu ve duvarlarda dizi dizi diploma zenginliğine sahip sağlık ordulu sistemin son mağdurlarından birisi olarak günlerdir evimde, insanlığı eksik bu sistemin yüzümde ve ruhumda oluşturduğu yaraları, burnuma çektiğim tuzlu su ve yaralara sürdüğüm alovera bitkisinin özüyle iyileştirmeye çalışıyorum.”

Yazı kategorisi: Güncel Haber, Genel Yorumlar, Kültür-Sanat, Sanat-Edebiyat

5 Sanat Derneğinin Cumhuriyet Bayramı Dayanışması Edirne Sergisi açıldı

100_3065-1

Sanatın farklı dallarında üretkenlik gösteren sanatçıları çatıları altında toplamak ve geniş katılımlı sergilerde sanatseverlerle buluşturmak amacıyla kurulan ve bu amacı Federasyon çatısı altında bir araya gelerek daha işlevsel kılma çabası olan 5 sanat derneğinin, “Sanat Dernekleri Cumhuriyet Bayramı Dayanışması Edirne Sergisi” başlığı altında düzenlediği resim sergisi Devecihan Kültür Merkezi Sergi Salonunda açıldı.

 

28 Ekim 2016 cuma günü saat 18:00’da düzenlenen bir kokteyle açılan sergi 4 Kasım 2016 cuma gününe dek Edirneli sanatseverlerin ziyaretine açık olacağı açıklandı.

 

Ülkenin farklı illerinden ve yurt dışından sanatçıların katılım gösterdiği resim sergisinde 32 ressamın ikişer çalışması yer alıyor.

 

Düzenlemesini Sanatın Yedi Rengi Derneği’nin (SAYRED) yaptığı serginin diğer katılımcı sanat dernekleri şöyle: Trakya Ressamlar Derneği (TRED), Uluslararası Ressam Dayanışması Derneği (URD), Geleneksel El Sanatları Derneği (GESAD), Marmara Güzel Sanatlar Derneği (MGSD)

Türkiye’nin ilk Ressam Dernekleri Federasyonu’nun kuruluşunun gerçekleştirilmesi amacıyla oluşturulan 5 sanat derneğinin ilk ortak sergisi olan sergi örneğinin, önemli günlerde farklı il ve ilçelerde gerçekleştirileceği belirtildi.

 

Yazı kategorisi: Güncel Haber, Genel Yorumlar, Meriç Yorumları, Siyaset

İsmet Kaşıkçı, Halk belediyeciliği için adayım

14102686_171671873258985_4786944949319754173_n

Meriç CHP’nin önde gelen isimlerinden ve değişen dönemlerin değişmeyen CHP’lisi olan İsmet Kaşıkçı, Meriç’de her yönüyle ve alanda halk belediyeciliğini uygulamak amacıyla CHP’den Meriç Belediye Başkanlığına aday adayı olduğunu açıkladı.

Geçmişten bugüne Meriç halkına hizmet aşkıyla çalışan bütün belediye başkanlarına parti ayrımı gözetmeksizin ilçe halkı adına teşekkür ettiğini ifade eden İsmet Kaşıkçı aday adaylığı konusunda şu açıklamalarda bulundu:

“Meriç’i ve Meriçliyi derdiyle, tasasıyla bilip, tanıyan hemşehriniz ve yılların CHP’lisi olarak ilçemin Belediye Başkanlığına aday adayı olduğumu açıklıyorum. Bu açıklamayla “Varım” dediğim bu yarışta en büyük desteğim, Meriç’e ve Meriçliye duyduğum sevgi, saygıdır. Sevgi ve saygının varlığıyla yapılan bütün girişimlerin insanlar ve kurumlar arası dayanışmayı sağlayarak ilçemiz için insan odaklı belediyecilik başarısını getireceğine yürekten inanıyorum.”