Yazı ve söz

 

423708_364413536912385_813345828_n-1

Bilgi birikimi ve deneyim zengini olan insanlar konuşarak, böyle bir birikimin fakir fukarası olanlar ise, giderek vahşileşen kavga dövüşten ibaret bir hayatı paylaşarak yaşarlar…

Adaletli Kalkınma başlığı altında toplanan bir programla hükümet olanların yaklaşık ondört yıldır yönettikleri ülkemizin mevcut halini anlatan bu satırlar gibi çok şey yazıldı, çok söz seslendirildi yıllardır…

Ülkenin kurucu değerlerini koruyup kollayarak yaşama onuruna sahip çıkanlara ülkenin geleceği ile ilgili çok şeyler anlatan o yazı ve sözlerin, hayatla ilgili bütün kaygıları midesel gelişmelere bağlı olan çoğunluğa vızıltı etkisi yaptığı ortadadır…

Okumak bilgilenmeye, bilgilenme yazı ve söze, yazı ve söz dile, dil ortak sese dönüştüğünde uygarlaşma ve çağdaşlık ülkelerin ortak değeri olur.
(Nazmi Metin-14 Ocak 2017)

Sığırlaşma oranı

 nazmi-metin-6

Bir araştırma yapılsa dünyada,
İnsanın toplu yaşam alanlarında,
Can ve mal emniyeti açısından,
Tehlikeli boyutlarda, adeta salgın ayarında,
SIĞIRLAŞMA oranın artışı konusunda ülkemiz;
İnsan hayatını cehenneme çeviren,
Her konuda olduğu gibi,
Tartışmasız yerini alır ilk sırada.
 
Örneğin insanın yaşam alanlarından kentler,
Kentlerin belirgin özellikleri siteler,
Sitelerdeki blokları oluşturan çok katlı evler,
Mesleğinin Cin Alisi olan müteahhitlerin,
Çürük çarık iş ürünlerini anlatan,
Çoğunluğuyla tavan betonları karton,
Duvarlarıyla işin kağıt gibisini andırdığından,
Özellikle gece yarısından sonra,
İnsana benzeyen bazılarımızın,
Sığırlaşma oranlarını böğürtüleriyle anlatmakta.
 
Caddeler, sokaklar, şehirlerarası yollar,
Yaya kaldırımları, parklar, lokantalar ve sahiller,
Vapurlar, trenler, otobüs ve minibüsler,
İnsani tepkiler karşısında bile,
Anında sığırlaşabilen insansılarla dolmakta.
 
Özellikle son yıllarda ülkemde,
Yerde, gökte, suda, karada onlar…
Çoktandır kırık dökük halleriyle varla yok arası olan,
Toplumsal hayatımızın bütün dokularına işleyerek,
Hayatlarımızı egemenlikleri altına almakta.
 
Yok edemedikleri kalan insanlığımızla eğer biz,
Çağdaşlık konusunda bildiklerimizle bir an önce,
Son zamanlarda çekilmeyi yeğlediğimiz,
Küçük gruplar halindeki gettolarımızdan çıkarak,
Hayatı yaşayan can için daha yaşanır yapmanın,
Asıl ve etkin dinamiği,
Düşünen beynimiz atan yüreğimiz toplumsallıkta,
Buluşma yürüyüşünü bir an önce başlatmazsak,
Mevcut gelişmeler ve her şey,
SIĞIRLAŞMA dalgasının altında kalacağımızı haykırmakta.

(Nazmi Metin-06 Aralık 2016)

 

Biz Biliyoruz ki…

018-2

Okuyorsanız bilmek için…

Bakıyorsanız anlamak için…

Yazıyorsanız aydınlatmak için…

Yaşıyorsanız güzelleştirmek için…

Hemen yarın değilse bile…

Bir gün mutlaka…

Çok şey güzel olacak…

Bizim için.

 

Çünkü biz biliyoruz ki…

Bilen…

Anlayan…

Aydınlatan…

Güzelleştiren…

Her insan birer su damlası…

Yaptıklarıyla emeğini yağarak

İnsanın düşünce nehirlerinden…

İnsanlık okyanusuna akan.

 

Ve inanıyoruz ki…

Ülkesi ve insanı için…

Özverili çabalarla üreten her insan…

Umuttur ortak hayatımıza tohum çatlatan.

(Nazmi Metin-03 Aralık 2016)

Yüreklilik göstermenin son durağındasınız

552825_560407594004172_1473117846_n-1

Bizim memlekette sanat yapanların özellikle siyaset yapma lüksleri yoktur…

Sanatın herhangi bir ya da birkaç dalında sanat yapma çabanız varsa, özellikle siyasetin sol taraflarında gezinerek siyaset yapmanız, öncelikle kendi camianızdan yoğun tepkilerin hedefi olmanıza yol açabilir…

Bizim memlekette siyaseti siyasetçiler yapar, diğer meslek erbapları yapılanı beyin ve yürek algısı yeterliliklerine göre sindirerek işlerine bakarlar…

Beyninin düşünce üretme ve bunu korkusuzca ifade etme yeteneğini midesel kaygılarla güç çevrelerinin kullanımına vermiş kesimlerin, babadan oğula miras tavrı olan bu mide bulandırıcı durumun, kimi aydın geçinenlerce tepki sözü ve tavrı olarak sergilenmesinde ki örnek çokluğu bize özgülükte geldiğimiz noktayı anlatır…

Sanattan uzak durmayı sülale boyu geleneksel tavır haline getirmiş irili ufaklı yönetici bolluğuna sahip memleketimizin hal ve gidişi her açıdan içler acısı tespitleri dosta düşmana dayatırken, sergilenen yandaş bayağılığını öncelikle o sayın bayların ortaya koydukları ürünler netleştirmektedir…

Böylesi kokuşmuş anlayış fukaralıklarını teknolojik devrim ürünlerinden yararlanarak seslendirme zavallılıklarını sergileyenlere diyorum ki…

Sanatçının siyasetle ilişkisi, insana ve hayata dair olanı estetiksel değerlerle beyin ve yürek teknesinde yoğurarak, anlama ve açıklama dili oluşturma çabası sonucu oluşur…

Dünyada sanat adına üretilmiş ve üretilen ne varsa eksiği ve fazlasıyla…

Sizler gibi insanlığı akıl yoksunluğu ile vicdan rahatsızlıkları arasında gidip gelenlere…

Siyasetin ve sanatın, insanı ve hayatı dönüştürme dinamiklerini estetik değerlerle işleyerek dünyayı insan için daha yaşanır yapma birlikteliği olduğunu anlatır…

Ben anladıklarımla sanatın birkaç dalında kırk yıldır, düş görmelere yatıp gerçekleştirmelere uyanıyorum…

Eğer küçük bir kırıntısı varsa üyesi olduğunuz insanlığa, paylaştığınız hayata dair iyi ve güzel olanın yaşatılması ve çoğaltılmasıyla ilgili…

Durumunuzu gözden geçirme yürekliliği göstermenin son durağındasınız.

(Nazmi Metin-26 Kasım 2016)

 

Sayın Gürkan, haberiniz olsun

Nazmi Metin yeni foto

Bizim Edirne’nin yeni yapılaşan alanlarını oluşturur, Fatih Mahallesi ile yeni Devlet Hastanesi arasındaki yeni imar alanları…

Ülkemizde yapılaşmaların altyapısı üst yapıdan önce geldiğinden, yönetenlerimizin kaydırık kuyduruk çözümleri her yerde olduğu gibi burada da sorun üzerine sorun üretir, akla ziyan halleri halka hizmet olarak yutturan belediyecilik örnekleri bolluğunda…

Örneğin yeni yapılan kanalizasyon sistemi sık sık patlayıp çatlayarak, çevreyi insanın sisteme dışkıladığı sulu ve katı atık kokularıyla dayanışmaz hale getirebilir her zaman…

Bu kanalizasyon sistemindeki çatlayıp patlamalar, şehir içme suyu şebeke hattında da sık yaşandığından karşılıklı çatlayıp patlama durumları tehlikeli karışımlar oluşturabilir kanaatimce…

Yeni açılan çevre yolunun Osman Gazi Ortaokulu yanındaki altyapı sisteminde sıkça yaşanan patlama çatlama durumlarının, korkulanın yaşanarak oluşan kanaatleri doğrulamadan, bir an önce kalıcı çözüme kavuşturulması gerekiyor…

Belediyecilik hizmetlerinin en ayan beyan anlatımı olan altyapı hizmetinin, bir eğitim kurumu yakınında ve trafik yoğunluğu yaşanan bir yerde çevreyi kokutarak insan ve çevre sağlığını tehdit etmesi Halk Belediyeciliği söyleminize yakışmıyor…

Sayın Gürkan, haberiniz olsun.

(Nazmi METİN-24 Kasım 2016)

İnsana ve hayata Saygı Günü

552825_560407594004172_1473117846_n-1

İnsanın insanlık yanının her gün yaşanan olumsuz gelişmelerle yara aldığı ve bazılarının irin salgıladığı ülkemizde, -bence o yaralara tuz basma yaklaşımlarını sırıtan- hemen hemen her mesleğin ya da kesimin bir günü vardır…

Ülkemizde günlerin en azından bir bölümünü insanca yaşanır duruma getiren yönetim anlayışlarını seçmenin ilk adımını oluşturan örgütlenme zahmetine katlanmak yerine, her anı geçen yılın kötü bir kopyasını yansıtan kutlamaların yer aldığı bir günle yetinen bir başka ülke ve insan örneği var mıdır acaba?

Bence ülke olarak bizlerin öncelikle kutlaması gereken gün, İnsana ve hayata Saygı Günü’dür.

(Nazmi METİN-24 Kasım 2016)

 

Örgütsüzlük Gerçeğimiz

552825_560407594004172_1473117846_n-1

Hayatın her anı yaşayanları için katmer katmer sorun doğurduğu ülkemizde, mevcut durumla ilgili olarak herkesin bir birini suçlaması babadan oğula miras kalan gelenek gibidir…

Oysa bu durumun ayan beyan ortada olan ve gerçekliğini otuz iki dişi çürük bir şekilde sırıtan nedeni, toplumsal yapının sahip olduğu örgütsüzlük gerçeğidir…

Var olan bu gerçek, örgütlü toplum denetiminden yoksun olan siyasal yapının yozlaşarak toplumsal dayanışma başta olmak üzere bütün çözüm dinamiği olabilen yapıları içten içe çürütmesinin sonucudur…

“Balık baştan kokar” sözünü ete kemiğe büründüren ve insanın bütün duyu organlarına bağıra bağıra seslenerek, bize özgü gerçekliğini anlatan korku ve gerilim başta olmak üzere kara mizah öykülerin başlangıç satırlarını oluşturandır bu sonuç…

Yüzyılın fotoğraf albümlerini oluşturan ve insanlığın yüz akı olan aile fotoğrafları arasında siyasal, ekonomik, kültürel ve sanatsal değer üretim karelerinde birkaç fotoğrafla varlık gösterebilmemizin flu halleri de bundandır…

İnsanlığın önemli bir bölümü toplumsal örgütlülük katılımıyla oluşturduğu dayanışma dinamiğiyle her alanda insanlığın yüz akı üretkenliklere imza atarak, yüzyılın aydınlık yüzünde yer alırken…

Bizim ülke olarak, sudan alınganlıklar, çekilmez kaprisler, kof şişinmeler, boş söylemler ve övünmeler bolluğunda, gerekçe zengini ayrışmalarla oluşturduğumuz günümüz toplum yapısıyla, yüzyılın kaybedeni örgütsüz toplumları arasında yer almamız kaçınılmazdır.

(Nazmi METİN-23 Kasım 2016)

Her hastalık bir hayat dersidir

Nazmi Metin yeni foto

 

Yirmi gündür tam bir ev hapsi yaşıyorum…

Evimden çıkarak sitenin birkaç adım ötesinde bulunan markete gitmek bile, yüzümün sol yanında var olan iltihap ve yaraların sızlamasına, sol gözümün yakıcı bir şekilde sulanmasına neden oluyor…

Yirmi gün önce sinüzit iltihabıyla başlayan ve aile hekiminin –anjiyo olduğumla ilgili uyarılarıma karşın- uyguladığı antibiyotik tedavisiyle yüzümde oluşan yaraların ve 3 kez acile gitmek zorunda kalmama rağmen bir türlü sökülüp atılamayan sinüzit iltihabı nedeniyle yaşadığım ev hapsi sona erecek gibi değil…

Örneğin bugün il merkezine inerek ertelenen işlerimi halletmek kararındaydım… 

Sabah balkona çıkarak yaptığım hava yoklaması yüzümün sol yanında sarımsakla uyuşan iltihabı, alovera bitkisiyle uyutulan sızlamaları uyandırıp azdırınca vaz geçmek zorunda kaldım.

Oysa bir an önce çaba başı yapmamı gerektiren, iflah olmaz sorumluluk duygusuyla başıma bela yaptığım o kadar çok özveri canavarı işim var ki…

Elbette ki günler, insanın beyin ve yürek durumuna göre hayat şartlarını iyileştirerek ya da kötüleştirerek geçip gidecek ve bende iyileşir iyileşmez ameliyat olarak sinüzit belasından kurtulacağım.

Yalnız, her olumsuz durumun bir hayat dersi niteliği taşıyan sonuçları olurmuş…

Çıkan o sonuçlar hayatın bundan sonrasını yaşarken son sözü söyleyen kararları şekillendirirmiş…

Bir günü bir ömür ayarında yaşanan zor ve zorlu günler geçip gidince, can sağlığına kavuşan insan, o günlerin dost duyarlılığı muhasebesine otururmuş…

Eh birde o insanın benim gibi, aklını Örgütlü Sanatla bozmuş birisi olduğunu düşünürseniz, çıkan muhasebe sonuçlarını varın siz düşünün.

(Nazmi METİN-22 Kasım 2016)

 

Asıl Kaybımız

600626_1401484500080271_965007313_n (1)600626_1401484500080271_965007313_n (1)

 

Meriç doğduğum yer, Uzunköprü geleceğimi şekillendirdiğim yerdir benim.

Onun içindir ki, doğduğum yer Meriç’e bakarken aklın yürek merceğini… Geleceğimi şekillendirdiğim yer Uzunköprü’ye bakarken aklın beyin merceğini kullanırım.

Yaklaşık 34 yıl yoğun bir sorumluluk duygusu baskısıyla yapmaya çalıştığım gazeteciliğimin anlama ve açıklama yaklaşımı bu yöntem olmuştur.

Meriç’in, ova ve nehir zenginliğinin anaçlık ettiği toprak bereketi varlığında yaşadığı göç olgusuna bakarken, yaptığım haber ve yorumlarda bu yaklaşımın ince işçilik çabaları görülür.

Yazılar, mevcut toprak bereketinin oluşturulacak birlik ve dayanışma güç birliğiyle nasıl bir arada yaşamanın kaynak zenginliğine dönüşebileceğinin ipuçlarını verir.

Uzunköprü’nün yakın geçmişi, Ergene ırmağı ile Ergene ovasının sunduğu kültürel ve ekonomik gelişmişlik olanaklarının, bir arada yaşamanın olmazsa olmazı olan insanlar arası birlik ve dayanışma yokluğunda nasıl heba edildiğinin haber ve yorum örnekleriyle doludur, o tarihlerde yayımlanan Adalet gazetesi ile Ses gazetesinin sayfaları.

Osmanlının Rumeli’ye geçişi sırasında kurduğu yerleşim yeri olan Uzunköprü’nün, yaşayanlarının bolca ve hazır bulup, mirasyedi bencilliğiyle har vurup harman savurduğu tarihi değer zenginliğini yitirişinin de tanıklık kayıtları vardır yazdıklarımda.

Günümüzde ne kalmışsa Meriç ve Uzunköprü’nün yakın geçmişinde var olan doğal ve tarihi zenginliklerine dair, tarafımdan haber ve yorum olarak gazete sayfalarına yazılanların… Kınama tonu ağır basan, sorumlulukları yakalara yapışarak hatırlatma ayarı yüksek olan eleştirel konuşmaların bir nebze payı vardır.

Yazdığım gazete sayfalarında yer alan bu gerçek, konuların ilgilileri tarafından topluluklar içinde yüksek sesle söylenmese de, ancak toplu yemeklerde birkaç tek attıktan sonra gerçeğe dil çözebilen o ilgililer tarafından kulağıma fısıldanır.

Ülkelerin ve yerleşim yerlerinin sahip oldukları bütün kazançların ve yaşadıkları kayıpların asıl nedeni, toplumsal birliktelik temelli üretimlerin dinamiği olabilen insan zenginliğidir.

O günlerden bu günlere…

Yaşadıklarımdan anladığım…

Bir yerleşim yerinin ve ülkenin asıl kaybı…

İnsanına yaşattığı…

Umut kırıklıkları ve sonuçlarının ortaya çıkardığı…

Sorumluluk duygusu kaybıdır.

(Nazmi METİN-20 Kasım 2016)

 

Aldırmazlık

600626_1401484500080271_965007313_n (1)

 

Gazetelerde yazmaya başladığım 1988 yılından beri yazdıklarıma arada bir göz attığımda gördüğüm, çoğunlukla hep insanın aldırmazlık yansımalarını konu ettiğimdir.

 

Örneğin Uzunköprü’nün tarihi ve doğal zenginlik dokusunun betonlaştırma çılgınlığının kazma küreğiyle yok edilişini yazarken bıkıp usanmadan, insan aldırmazlığının yıkıcılığını işlemişim satır satır…

 

Örneğin yakın geçmişte Trakya’nın toprak zenginliğini akarsu zenginliğiyle besleyerek Saros körfezine akan Ergene ırmağının, altyapısız sanayileşme yıkıcılığıyla kanalizasyona dönüştürülmesinin arkasında, 12 Eylül 1980 darbesiyle ortaya çıkan insanın aldırmazlık gerçeği olduğunu yazmışım yıllarca…

 

Örneğin hayatının her anı değişim gerçeğine akla ziyan ayak direme örnekleri sergilemekle geçen insanlar ülkesinde, yaşanan her değişim süreci uygulayıcılarının elini devlet olanakları oluştururken, eldeki sopayı insanın aldırmazlık gerçeği oluşturduğunu yazmışım, yerelde ve genelde örnek bolluğumuzu işaret ederek…

 

1988 yılından bugünlere…

Hayatlarımızı cehenneme çeviren milyonlarca aldırmazlık örneği…

Yazılan binlerce sayfa, milyonlarca satır…

Aynı ülke, faklı insanlar, faklı aldırmazlık örnekleri…

Sergileyenler faklı, sonuçları hepimize…

Yıllardır yazıyorum, bu gidişle hep yazacağım da…

İnsanlığımızın kanayan kanatan hallerinden…

ALDIRMAZLIK ayıbını…

İnsanlığımdan utanarak.

(Nazmi METİN-15 Kasım 2016)