İnsanın hayat öyküsü hayal etmekle başlar…

 

Hayal ettiklerinin gerçekleşmesi, iyi bir eğitim alması, aldığı eğitimin toplum yararına sonuçlar vermesinin imkanlarını sunan donanımlı devlet, örgütlü toplum yaşamının az çok varlığıyla mümkündür…

Bu tespitin ışığında ülkemize baktığımızda gördüğümüz gerçek, insanımızın hayat öyküsünün oluşumunu her aşamada kabusa çeviren bir devlet ve toplum yapısı gerçekliğidir…

Ülkemizin insanlarına iyi bir eğitim ve aldığı eğitimi toplum yararına kullanarak geliştirmenin imkanlarını sunacak çağdaş devlet ve toplum yapısı için yeterli kaynağa sahip olmasına karşın, aksi durumda olmasıyla ilgili yüzlerce fikir, binlerce tespit vardır ve bunlar yıllardır farklı anlatım yollarıyla seslendirilmektedir…

Bu seslendirmeler, okul eğitimi süreçleri birey olmayı öğretip eğiten, ailenin ve çevrenin bu süreçlere verdiği desteği yapıcı ve toplumsal yapıya katıcı olan çağdaş devlet, örgütlü toplum yapısına sahip ülkeler için olumlu katkılar sağlayıcı olabilir ama, farklı seslerin anında tek sese dönüştüğü ülkemizde sadece ve sadece kafa karışıklığı yaratmaktan başka olumlu bir etkiye sahip değildir…

 Bulunduğumuz yaşam alanlarına göz gezdirdiğimizde görmekten kanıksadığımız bütün olumsuzlukların var edeni, hayatlarımızın her adımında bizlere resmi görüş tarafından dayatılan ve koşulsuz kabule zorlanan, tek satırında hayallerimize yer vermeyen hayat tarzıdır…

Bu hayat tarzı dayatma ve zorlama süreci, ailede başlar, okulda resmileşir, sokakta kökleşerek geleneksel hale gelir…

Yıllardır hayat diye çocuklarımıza miras bırakabildiğimiz, başkalarının korkuları ile kabuslarından devşirme, “Hayalsiz hayatlar” budur.

(Nazmi METİN)