Görmüyor musunuz?

Ülkemizde bir arada yaşamanın yazılı olan – olmayan kurallarını kişi keyfine göre yorumlama ve uygulamanın yaşam biçimine dönüşmesiyle oluşan ayrışma salgını, çoktandır neden olduğu sonuçların varlığında tehlike sinyalleri veriyor.

Bunun bir sonucu olarak, son yıllarda sıradan tartışmalar bile can kayıplarıyla sonuçlanıyor.

Aile içi şiddet, aile kurumunun hedef tahtası konumunda olan kadın ve çocukların hayatlarına yönelerek kıyıcı özellikler kazanıyor.

Karşılıklı konuşularak çözümlenebilecek sorunların silaha başvurma nedeni olması gibi, kanlı ve çağdışı yöntemler hızla yaygınlaşıyor.

Bu birkaç örnek gibi, daha yüzlerce olumsuz örnek bolluğu, toplumun bütün kesimlerinin bu salgından tehlikeli boyutlarda ve acil önlem gerektiren bir şekilde etkilendiğini gösteriyor.

Erkek egemen toplumlarda şiddetin birinci derecede hedefinde olan kadın ve çocukların bu salgının bedelini ödeyen kesimler olması, acil önlem sorumluluğu bulunan kurum ve kuruluşlara bir an önce kalıcı çözümler üretmeyi ve uygulamayı dayatıyor.

Bilim insanlarının peş peşe gelen açıklamaları ve kalıcı önlem çağrıları havada uçuşurken, ilgili kesimlerin kamu spotlarıyla konuyu geçiştirme aldırmazlıkları kalan insanlığımızı acıtıyor.

Bir arada yaşamanın, insanı üretken, hayatı yaşanır kılan yardımlaşma ve dayanışma dinamizminin bir gereği olduğundan bi haber insan çoğunluğumuzun, sıradan sorunlar karşısında bocalamasının sorumlusu olarak, kendisinden başka herkesi sorumlu görmesinin toplumun bütün kesimlerinde tavır olarak yaygınlaşması, acil çözüm dayanışmasını gerektiriyor..

Görmüyor musunuz?

(Nazmi Metin-17.01.2018)