Osmanlı Devleti, Salgın Hastalıklar İçin Nasıl Karantina Yöntemleri Uygulardı?

Tıbbın ilerlediği modern zamanlarda neyin ne olduğunu anlamak belki daha kolay ancak yüzyıllar önce, Osmanlı Devleti’nde durum nasıldı peki?
Osmanlı Devleti, Salgın Hastalıklar İçin Nasıl Karantina Yöntemleri Uygulardı?

osmanlı imparatorluğu’nda salgın hastalıklarla mücadelede ne gibi karantina yöntemlerinin uygulandığına ve karantina adası’na dair bilgiler…

evvelâ, karantina kelimesi nereden gelmektedir?

kelime, veba salgını sırasında venediklilerin limanlarına gelen gemileri ve içindekileri kırk gün boyunca tecrit altında tutup karaya ayak basmalarını engellemeleri üzerine bu olaya dillerinde kırk anlamına gelen cuaranta kelimesinden türettikleri cuarantina ismini vermeleriyle ortaya çıkmıştır. yani bizdeki kırklamak, kırkı çıkmak tabirleriyle aynı anlamdadır.

osmanlı imparatorluğu henüz küçük bir devlet iken batı’da hiç olmadığı kadar rahat bir şekilde ilerlemiştir. bunun sebebi ise avrupa’nın kara veba sebebiyle yerle bir olmasıdır.
bu dönemde osmanlı devleti, doğu ipek yolu ve ispanya üzerinden gelen tüm tüccarların başkent bursa’ya girişini yasaklamıştır.

bu tüccarlar, kendileri için hazırlanan hanlarda çeşitli sürelerde bekletildikten sonra hastalık belirtileri göstermedikleri takdirde dışarı çıkmalarına izin verilmiştir. bu dönem, orta çağ dediğimiz dönemdir ve avrupa’da bilime ve tıbba dair her türlü yenilik kilise tarafından engellenmektedir.

fatih sultan mehmet, istanbul’u fethettikten iki yıl sonra istanbul’da görülen veba salgını sebebiyle istanbul’dan askerler ve devlet adamlarıyla birlikte uzaklaşmış ve istanbul’a özellikle çin’den ve güney avrupa’dan gelen tüm seyyah ve tüccarların girişini yasaklamıştır.
yine, dünyanın o dönemki en ünlü doktorlarını istanbul‘a getirip salgın ile mücadele etmiş, koca şehri karantinaya almıştır. öyle ki bugün avrupalı tarihçiler bile fatih’in, avrupa’yı bile vebadan kurtardığını söylerler.

O dönemde Avrupa.

lâkin oğlu ikinci bâyezid, karantinanın  “dinen caiz olmadığını ve kadere karşı gelmek olacağını” düşünerek kendi döneminde salgın hastalıklara karşı neredeyse hiçbir önlem almayarak ahâlîden binlerce kişinin ölmesine sebep olmuştur. hâlbuki hz. muhammed döneminde mekke ve medine’de salgın hastalıklara karşı alınan önlemler, bu konudaki hadisler vs. gösterir ki dinen de yapılması gereken önlem almaktır. o zamanlar şehzade olan yavuz sultan selim’in bile buna kızdığı, babasını halka ilgisizlikle suçladığı söylenir.
yavuz döneminde alınan önlemler ve çin’in dünyaya salgın hastalık yayma politikasına karşı yavuz’un çin’e gönderdiği elçiler işe yaramış olacak ki bu dönemde salgın hastalık görülmemiştir.

kanunî sultan süleyman döneminde ise istanbul’da binlerce kişinin ölümüne sebep olan veba salgınına karşı saraya giriş ve çıkışlar yasaklanmış. yeniçeri ocağı’na asker alımları durmuş.
insanların toplu hâlde bir araya gelmeleri yasaklanmış. ahâlîye kireç vb. ürünler dağıtılarak evlerini temiz tutmaları emrolunmuş. hastalığa yakalananlar derhal toplumdan ayrılmış ve tedavi edilmeye çalışılmıştır.

ancak millet, ölenlerin kıyafetlerini fukaraya dağıtarak salgını yaymaya devam etmiştir.

yine bu dönemde dünyanın neresinden gelirse gelsin tüm yabancı gemiler karantinaya alınmış, içindekiler hekimler tarafından muayene edildikten sonra kendilerine temiz kıyafetler verilmiş, yıkanmaları emrolunmuştur.

osmanlı devleti ilk modern karantina uygulaması ise 1830 senesinde büyük kolera salgınına karşı yürürlüğe konulmuştur

devrin padişahı elbette ikinci mahmut’tur. bu padişah, türk tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. hâlâ daha faydasını gördüğümüz çoğu yeniliği o başlatmıştır.

rusya’da yayılan ve osmanlı’ya gelmesi an meselesi olan kolera salgınına karşı istanbul’a gelen bütün gemilerin beş gün boyunca açıkta bekletilmesi kararı alınmıştır.

istanbul ahâlîsine mecbur kalmadıkça evlerinden çıkmamaları söylenmiş, pazarların kurulması yasaklanmış, halkın ihtiyaçları görevliler tarafından ev ev gezilerek giderilmiştir.

ayrıca salgın hastalıklara karşı alınacak önlemleri yazan mustafa behçet efendi’nin risalesi ahâlîye dağıtılmıştır.

osmanlı’da karantina yerine “usûl-i tehaffuz” tabiri kullanılmıştır. tehaffuz; barınma, korunma demektir. karantina için oluşturulan yerlere de “tehaffuzhâne” adı verilmiştir.

takvîm-i vekâyi’de sürekli olarak karantina ile ilgili bilgilendirici yazılar yayımlanmıştır çünkü ahâlî, ailelerinden hastalığa yakalananları gizlemektedir. dönemin karantina yerleri maltepe hastanesi ve galata kulesi’dir ve de halk, hastaların burada ölüme terk edildiğini düşünmektedir. ikinci mahmut’un hâlini varın siz düşünün!

karantina adası da bu dönemde oluşturulur

izmir/urla’da bulunan bu adaya avrupalı uzmanlar getirilmiş ve her türlü ilaç, yatak, malzeme taşınmış, dönemine göre çok modern bir yer olmuştur. bütün gemilerin önce bu adaya gelmeleri zorunlu tutulduğu gibi hac’dan gelen bütün hacılar da burada karantinaya alınmışlardır. bu uygulama her salgın döneminde devam etmiştir.

ikinci mahmut’un emriyle ulemâ ve hekimler her hafta toplanmış, karantina uygulamaları hakkında görüşmüşlerdir. karantinanın caiz olduğu yönündeki fetvalar ahâlîye okunmuştur. karantina nizamnâmesi çıkarılmıştır.

vefatı her ne sebeple olursa olsun ölen kişilerin devlete bildirilmesi zorunlu kılınmıştır. hekimler, cesetleri inceledikten sonra nasıl ve nereye gömülmeleri gerektiğini söylemişlerdir.

çanakkale sahil şeridine karantina çadırları kurulmuş, gayr-i müslimler ve müslümanlar birbirlerinden ayrı tutulmuşlardır.

ilk defa bu dönemde mezarlıkların şehir dışlarına çıkarılmaları yasası çıkmıştır.

mezbahaneler harici yerlerde hayvan kesimleri yasaklanmış, pazarlar ayda sadece iki kez kurulmuştur. dükkân sahibi olmayan berberlerin tıraş etmeleri ve bu kişilere tıraş olmak, mahalle düğünleri, kahvehanelerde toplanmak yasaklanmıştır.

Urla Karantina Adası

avrupalılar ise karantina meselesini ticarî çıkarları için kullanmak istemişler: gönderdikleri ilaçlardan inanılmaz paralar talep etmişler, gönderdikleri hekimler için çok yüksek maaşlar, konaklar talep etmişlerdir. ayrıca bu karantina merkezlerinde türk hekimlerin söz sahibi olmaları da yasaktır.

bu imtiyazlar lozan konferansı’nda da çok sert tartışmalar yaşanmasına sebep olmuştur ancak mustafa kemal atatürk kesin bir emirle bu imtiyazların sonlanacağını, memleketteki her türlü tıbbî mevzuda öncelikli söz hakkının türk hekimlerde olacağını söylemiş ve avrupalılar istemeye istemeye de olsa imtiyazlarından vazgeçmişlerdir. (Kaynak: Ekşi Şeyler)