Küba Devriminin lideri Fidel Castro hayatını kaybetti

 

 15203323_10154733413353879_6202033500385603753_n

Küba Devlet Televizyonu, 90 yaşındaki Fidel Castro’nun hayatını kaybettiğini duyurdu.

Yaşadığı süre içerisinde 11 ABD Başkanı deviren Castro, 90 yaşında hayata gözlerini yumdu.

55 yıl önce gerçekleşen Küba devriminin lideriCastro, yıllar sonra ilk kez Nisan ayında bir konuşma yapmış ve Komünist Parti’nin kongresinde yakında öleceğini söyleyip, partililerden inandığı ideallere sahip çıkmalarını istemişti.

Castro, “Yakında 90 yaşında olacağım. Yakında ben de diğer önderler gibi gideceğim. Elbette hepimizin zamanı gelecek. Ancak Kübalı komünistlerin idealleri, inançları bu dünya için, insanlık için fayda sağlamaya devam edecek. Bu idealler için savaşmaya devam etmeliyiz” diye konuşmuştu.

 

FİDEL CASTRO KİMDİR?

Fidel Castro kimdir, Fidel Castro Ruz, Küba‘nın devrimci lideri.

13 Ağustos 1926‘da Mayari‘de dünyaya geldi. Dönemin Küba halkına göre ekonomik durumu iyi sayılabilecek bir ailenin çocuğuydu. Sahip oldukları şeker kamışı tarlası ile geçimlerini sağlamaktaydılar. İlk öğrenim yıllarını özel katolik okullarında tamamladıktan sonra, 1945 yılında Havana Üniversitesi’ne girdi. Öğretmenlerinin dikkatini, bütün kitapları ezberlemesini sağlayan inanılmaz hafızası ile çekti.

Üniversite eğitimi sırasında hukuk alanına yoğunlaşan Castro, Küba’daki mevcut rejime karşı olan pek çok gruba dahil oldu. Küba hükümetinin bu grupları 1947 yılında dağıtmasının ardından, Castro ve arkadaşları Bogota‘da getıldılar.

1950 yılında okulundan derece ile mezun oluşunun ardından politikanın gücünü keşfetti ve Ortodoks Parti’ye katıldı. Küba Meclisi’nde bir sandalye sahibi olmak için çalışmalara başladı. Ancak bu çalışmaları, Flugencio Batista‘nın, Ortodoks’ların yükselişini engellemek için Küba yönetimini ele geçirmesiyle kesintiye uğradı. Batista yönetiminde pek çok politikacı öldürüldü ve çok sayıda insan baskı altında tutulmaya başlandı.

Castro, Küba’nın çeşitli bölgelerinden yaklaşık 200 devrimciye liderlik ederek, Batista yönetimine son vermek isteyen bir gerilla grubu oluşturdu. 26 Temmuz 1953 tarihinde, Castro’nun gerilla grubu, Santiage de Cuba‘daki Moncada askeri kışlasına bir saldırı gerçekleştirdi. Saldırı ile birlikte çok sayıda mühimmat ve silah ele geçiren Castro’nun grubundakilerin tamamına yakını, daha sonra hükümet tarafından gönderilen ek kuvvetlerce öldürüldü. Castro yakalanarak onbeş yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Castro son olarak geçtiğimiz Ağustos ayında 90. doğumgünü nedeniyle halkın karşısına çıkmıştı.

Bir yıl sonra Batista, Castro’nun da içinde bulunduğu tüm siyasi suçlular için bir af çıkardı. Hapisten çıktıktan sonra da devrimci fikirlerinden vazgeçmeyen Castro, Meksika‘ya giderek, hükümeti devirmek için yeni bir gerilla grubu oluşturdu. Bu ülkede, o sıralarda sağlık hizmetleri vermekte olan Che Guevara ile tanıştı. İkili, kurdukları 82 kişilik gerilla grubuna savaş eğitimi vermeye başladı.

2 Aralık 1956 tarihinde, Küba’ya dönen grup, donanma tarafından yok edildi ancak, Castro ve Che kaçmayı başararak dağlarda saklanmaya başladılar. Buradan yönettikleri küçük vur-kaç operasyonları ile propagandalarını yapmayı başardılar ve halkın desteğini kazanmaya teğini arkalarına almayı başardılar ve 1 Ocak 1959 tarihinde Batista hükümetini devirdiler.

Bu başarıdan sonra Havana’ya hareket eden Castro, kendisini Küba Cumhurbaşkanı ilan etti. Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı ilk konuşması sırasında omuzuna konan bir güvercin, çok inançlı olan Küba halkının, onun tanrının bir elçisi olduğuna inanmalarını sağladı. Konuşmasında, hükümetinin halka karşı dürüst olacağını ve yolsuzlukların artık geride kaldığını söyleyen Castro, 1940 Küba Anayasası‘nın büyük bir kısmını da oluşturdu. Castro iktidara geldikten sonra, Batista taraftarı partililerin büyük bir kısmı idam edildi.

1959 yılında Castro, Amerika Birleşik Devletleri‘ni de kapsayan bir tura çıkarak, ulusları birlik ve beraberliğe özendirmeye çalıştı. Amerika’nın o dönemdeki başkanı Eisenhower görüşmeyi reddetse de, başkan yardımıcısı Nixon Castro’yu kabul etti. Ancak daha sonra Nixon Castro’yu, çökertilmesi gereken komünist bir diktatör olarak niteledi. Daha sonra Birleşmiş Milletler Genel Konseyi’nde konuşmak için tekrar Amerika’ya giden Castro, konsey tarafından da hoş karşılanmadı.

Castro Küba’ya döndü ve %70’i yabancıların ellerinde olan ülke topraklarını halka geri kazandırmak için sosyalist bir ekonomi oluşturma çalışmalarına başladı. Bütün Amerikan işletmelerinin kamulaştırılması emrini verdi ve bu ülkeyle olan bağlarını kopardı. Bunun üzerine 31 Ocak 1961 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri, Küba’ya karşı ticari ambargo uygulaması başlattı. Küba’daki işletmelerinin kamulaştırılması ile Amerika, bir milyar dolardan daha fazla bir kayıpla karşı karşıya geldi.

Castro, kendi ülkesindeki bölgelerindeki devrimcilere de destek olmaya çalıştı. Küba devrimi gerçekleştikten sonra ülkeden ayrılıp Bolivya‘ya giden Che’ye, amacını gerçekleştirmesi için destek verdi. Che’nin 1967 yılındaki ölümünden sonra da, henüz yönetim konusunda istikrarı yakalayamamış pek çok Latin Amerika ülkesine de, komünist devrimi gerçekleştirmeleri için askeri destek yolladı.

Yüreklilik göstermenin son durağındasınız

552825_560407594004172_1473117846_n-1

Bizim memlekette sanat yapanların özellikle siyaset yapma lüksleri yoktur…

Sanatın herhangi bir ya da birkaç dalında sanat yapma çabanız varsa, özellikle siyasetin sol taraflarında gezinerek siyaset yapmanız, öncelikle kendi camianızdan yoğun tepkilerin hedefi olmanıza yol açabilir…

Bizim memlekette siyaseti siyasetçiler yapar, diğer meslek erbapları yapılanı beyin ve yürek algısı yeterliliklerine göre sindirerek işlerine bakarlar…

Beyninin düşünce üretme ve bunu korkusuzca ifade etme yeteneğini midesel kaygılarla güç çevrelerinin kullanımına vermiş kesimlerin, babadan oğula miras tavrı olan bu mide bulandırıcı durumun, kimi aydın geçinenlerce tepki sözü ve tavrı olarak sergilenmesinde ki örnek çokluğu bize özgülükte geldiğimiz noktayı anlatır…

Sanattan uzak durmayı sülale boyu geleneksel tavır haline getirmiş irili ufaklı yönetici bolluğuna sahip memleketimizin hal ve gidişi her açıdan içler acısı tespitleri dosta düşmana dayatırken, sergilenen yandaş bayağılığını öncelikle o sayın bayların ortaya koydukları ürünler netleştirmektedir…

Böylesi kokuşmuş anlayış fukaralıklarını teknolojik devrim ürünlerinden yararlanarak seslendirme zavallılıklarını sergileyenlere diyorum ki…

Sanatçının siyasetle ilişkisi, insana ve hayata dair olanı estetiksel değerlerle beyin ve yürek teknesinde yoğurarak, anlama ve açıklama dili oluşturma çabası sonucu oluşur…

Dünyada sanat adına üretilmiş ve üretilen ne varsa eksiği ve fazlasıyla…

Sizler gibi insanlığı akıl yoksunluğu ile vicdan rahatsızlıkları arasında gidip gelenlere…

Siyasetin ve sanatın, insanı ve hayatı dönüştürme dinamiklerini estetik değerlerle işleyerek dünyayı insan için daha yaşanır yapma birlikteliği olduğunu anlatır…

Ben anladıklarımla sanatın birkaç dalında kırk yıldır, düş görmelere yatıp gerçekleştirmelere uyanıyorum…

Eğer küçük bir kırıntısı varsa üyesi olduğunuz insanlığa, paylaştığınız hayata dair iyi ve güzel olanın yaşatılması ve çoğaltılmasıyla ilgili…

Durumunuzu gözden geçirme yürekliliği göstermenin son durağındasınız.

(Nazmi Metin-26 Kasım 2016)